20 08 2009

HOŞGELDIN RAMAZAN-SENAİ DEMİRCİ

Hoş geldin ateşim, yangınım, külüm. Ateş oldun. Avucumda tutamadım seni. İçime düştün. Kalbimin karasına çaldım kor yüreğini. İbrahim[as] gibi gülden ateşlere düşürdün canımı. Ey “kavurucu ateşim” akla beni, yak kirlerimi. Ey yangınım, sen başkalarına sakla serinliğini, küle çevir bedenimi, benliğimi. Bir yangın yeridir Ramazan. Yüreğinin taraçalarına ötelerden kıvılcımlar sıçratır. Alnına göklerin sıcağını düşürür. Secdelerce ısınır yüreğin. Ilık yağmurlar üşüşür tenine. Rahmetle ıslanırsın. Merhamet denizinde yıkanırsın. Ezelde ruhuna dokunan kutlu sesin yankısı yeniden erişir kulağına. *** Hoş geldin yolum, yoldaşım, menzilim. Yol oldun ruhuma. Dünyanın telaşından çekip aldın beni. Kalbimin serin vadisine taşıdın nefsimi. Beni benimle yeniden tanıştırdın. Yûnus[as] gibi denize attın, geceye bıraktın, balığın karnına soktun nefsimi. Kuraların hepsi bana çıktı. Nasıl da tanıdın “efendisinden kaçmış köle”yi? Ey yoldaşım, kötülerden sakla beni. Yolda bırak nefsimi. Bedenine konuktur Ramazan. Tenine yeniden ruh üfler gibi sessizce gelir, sessizce gider. Derin bir nefes gibi dudağından kalbine müjdeler yollar. Benliğin kabuğunu kırar, bencilliğin göğsünde yaralar açar. Seni sana bitiştirir. Maddenin labirentlerinde kaybolmuş ruhunu kardeş ruhlarla yeniden buluşturur, yeniden barıştırır. *** Hoş geldin ay yüzlüm, hilâl kaşlım, sevgilim. Can oldun tenime. Yeryüzünün cezbesinden kopardın beni. Göklerin temâşasına kaptırdım gözlerimi. Yüzümü kutlu aynalarda seyrettim. Rüyânı görmek için Yûsuf[as] gibi kuyulardan topladım hücrelerimi. Ey göklüm, yanına al beni. Yüz üstü bırak kibrimi, bencilliğimi. Zamanın kutsanışıdır Ramazan... Devamı

02 08 2009

PEYGAMBERİMİZE İTAAT ÖRNEKLERİAshabı ona itaat konusunda yarışa girmişlerdi. Sankionun emirlerini yerine getirmek için en ufak bir işaretbekliyorlardı. Hatta bazen emir vermeye bile gerekkalmazdı. Birgün bakarlar ki Resulullah (s.a.v.)'inparmağında yüzük var, ertesi gün herkes yüzük takmış..Çıkardığında da ertesi gün kimsenin parmağında yüzükgörülmezdi.. O ne yaparsa herkes emir beklemeden onuyapmak için yarışırlardı..Birgün namazda Cebrail Aleyhisselam gelerek, Resulullah(s.a.v.)’e, sağ ayağının mestinde namazı bozacak kadarpislik olduğunu belirterek, mestini çıkarmasını ister.O’da yavaşça çıkarır.. Namazdan sonra arkasına döndüğünde,herkesin sağ mestini çıkardığını görür.. “ Niye böyleyaptınız?” dediğinde “ Senin yaptığın gibi yapmadığımızdahelak olmaktan korktuk..” cevabını verirler..Şunu unutmayalım; kendisinden asırlar sonra gelmişmü’minler olarak hiçbirimiz onun çizdiği yoldan çıkıp,başka yollarda seyretme ruhsatına sahip değiliz.. O’nunhayat tarzından başka bir şekilde hayatımızı yaşamagenişliğine sahip değiliz.. Dünyada şeref ve izzetleyaşamak, aziz ve vakur olmak, ahiretin saadetini elde etmekiçin; O’na itaat yolundan başka bir yol varsa söyleyiniz..“ Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunlagönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar, saadeteerenlerdir…” ( A’raf 157)... Devamı

02 08 2009

Sensin mahzun kalplerin sığınağı.Sensin mazlumun âhını işiten.Sensin zalimin zulmünü bilen.Senin adaletindir sığındığımız.Senin mizanındır güvendiğimiz.Senin hesabındır tesellimiz.Nefsimize zulmetmekten alıkoy bizi.Senin adaletine razı olanlardan eyle bizi.Senin adaletinin korkusuyla terbiye et hepimizi.Adaletinin korkusuyla yumuşat kalplerimizi.Amellerimizin tartıldığı 'mizan'da güzel eyle akibetimizi.Mizanında ağırlığı olanlardan eyle bizi.Kolaylaştır sorgu sualimizi.Sana hesap verme inceliğiyle yaşat bizi.Hükmüne razı eyle bizi.Zulmetmekten ve zulme uğramaktan uzak eyle hepimiziHuzur yüzlere yansısın bugün. Her atom kardeşliği haykırsın, karanlık yüzlere.Ve yüzler Allah’a (c.c.) dönük olsun sadece.Bugün bayram olsun.Hüzünler dönüşsün sevince. Rabbim yaralarımızı sarsın Rauf adıyla!Kalbimizdeki marazları gidersin Şafi namıyla!Cumanız mübarek olsun!Olsun ki, yürekler atsın Allah Allah diye.Olsun ki, aşk-ı Muhammed gönüllere azık olsun.Olsun ki, paramparça bu ümmet;kardeşlik bilinciyle kaynatılmış, tevhid temeli üzerine kurulmuş,çatısı Kuran, ziyneti sünnet olan bir kaleye dönüşsün! Devamı

31 07 2009

Gün ışımamış sabah yakındır...Yorgunluğun verdiği ağırlıkla hemen uykuya dalmıştı.Bir iniltiyle uyandı adam.Etraf halen karanlıktı.İniltiyi rüya gördüğüne yordu.Dudakları susuzluktan çatlıyordu,öyle susamıştı.Işıkları yakmadan mutfağa gidip suyunu içti ve yatağına döndü.Tam uyumak üzereyken, aynı inleme sesi tekrar kulaklarını tırmalamaya başladı.Ama rüyamıydı uyanıkmıydı farkında değildi.Sesin geldiği yöne doğruldu.O an rüyada olduğuna iyice emin oldu.Çünkü duyduğu sesin sahibi evin tek seccadesiydi.Adam şaşırdı ve korkulu bir sesle: _İnleyen sen miydin?_Evet dedi seccade_Niçin ağlıyorsun?Seccade yine içe işleyen bir sesle: _Seni uykundan uyandıran susuzluğunu, doyuncaya kadar, su içerek giderdin.Oysa benim susuzluğumu giderecek kimsem yok! _Nasıl susarsın, sen canlı bile değilsin dedi adam. Seccade: _Benim ihtiyacımda bir nevi sudur ama içtiğin değil.Benim susuzluğumu ancak tövbekar kulların gözyaşları giderir. _Anlamadım dedi adam, meraklı gözlerle seccadeye _Ağlarım çünkü Allah'ın kulları; kabrinin aydınlığa ulaşmasını, karanlıklarda kalmamayı, o kutlu günde aydın olmayı isterler.İsterler de bu vakitte kalkıp iki rekat teheccüd namazı kılmazlar.Hep bakarım sana, bir günde kalkıp şükür için namaz kılmazsın. _Beni rahat bırak deyip döndü adam. _Ey Allah'ın kulu; bak işte sabah namazının vakti geldi. Ezanlar; namaz uykudan hayırlıdır diye sesleniyor. Ah sabah namazı, ah bu sabah namazı! Namazlar arsında müstesnadır.Hem kalbe hem de ruha hayat veren bir iksirdir o. Yetmiyor mu? Gece gündüz dünya için koşturduğun, Aziz ve Kahhar olan Allah'ın çağrısına neden icab etmezsin!!! Adam yine sıkılarak: _Ey seccadem beni rahat bırak. Gündüz yeterince yoruluyorum, biraz daha uyuyayım deyip yatağın sıcaklığına bıraktı kendini._Seccade yılmadan ... Devamı

31 07 2009

Gülü Tarife Ne HacetGül, çiçeklerin en güzeli, şahı, padişahı... Gül, Doğu’da yetişmiş, Batı’ya, Orta Doğu ve Anadoluyoluyla seyahat etmiştir. Bu nazlı çiçek hakkında bir sürü hikâye ve efsane anlatılır.Roma döneminde aşk ve neşe çiçeği sayılan gül,ziyafetlerin vazgeçilmez süsüdür.Hz. İsa’nın sembolü olmuştur ilk olarak ve Hz. Meryem’e de “Dikensiz Gül” denilmiştir.Süslemelerin başköşelerini kapan gül, kokusu, rengi ve şekliyle şairlerin ilham kaynağıdır.Mukaddes kitapların kapaklarında, mabedlerde,kılıçların kabzalarında, oyalarda, yazmalarda hep gül motifi bize tebessüm eder.Tasavvufta vahdetin sembolüdür gül. Hakk âşıkları bu gülün bülbülleridir. Fahri:“Gülden ayrı bir bülbülem Zar ederim, Allah deyu”ifadeleriyle gülün Allah’ı düşündürdüğünü teşbih yoluyla anlatır. Bazen şair, sevgilinin bulunduğu diyarı(gül bahçesini) hasretle arzular:“Uçtu yuvasından gönül bülbülüGeldi bu illere gülün arzular”Gül, ayrıca marifet, visal, muhabbet, tarikat manalarına da gelir. Mevlana:“Gül bahçesinden maksadımız Şah’ın lutfudur.” demektedir. Yunus:“Bizim illerin bahçeleri:Daim tazedir gülleri”derken visali kasteder.Gül remziyle Hz. Muhammed (sav) kastedilmiştir. O’nun teri gül gibi kokmaktadır; gül aslındaonun terinin kokusunu taşıdığı için bu kadar sevilen bir çiçek olmuştur. Fuzuli, ünlü Su Kasidesi’ndePeygamberimiz’i anlatırkengül motifleriyle güzel tablolar çizer:‘Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesinBir gül açılmaz yüzün tek ve... Devamı

31 07 2009

                                            NAMAZDAN USANAN NEFSE İKAZLAR     “ Namaz iyidir, hoştur. Yalnız her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor” diyen nefse bazı ikazlar:·       1. İkaz: Ey talihsiz nefsim! Acaba ömrün ebedi mi? Sonsuza kadar mı yaşayacaksın?Gelecek seneye, belki yarına kadar yaşayacağına dair elinde bir senet var mı?“ ...seni usandıran, bıktıran; dünyada sanki devamlı kalacakmış gibi düşünmendir.Oysa bu dünyada ebedi kalmayacaksın. Ömrün azdır.Nasıl ömrün bir gün bitecekse, sonunda namaz ibadeti de bitecek.·       2. İkaz: Ey midesine düşkün nefsim!Her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin, onlar sana usanç veriyor mu?”Madem usandırmıyor; çünkü bunlara sürekli ihtiyacın var. Usanmak değil, her seferinde lezzet alırsın.Öyle ise, vücudumda senin arkadaşların olan kalbimin gıdası,...ruhumun hayat suyu,...bütün duygularımı coşturan ve doyuran hoş bir havası olan namaz da seni usandırmamalı...·       3. İkaz: Ey Sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz yorgunluğunu...ve musibet zahmetini, bugün düşünüp acı duymak,...hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini...ve namaz hizmetini ve musibet elemini bugün hayal edip sabırsızlık göstermek hiç akıl k â rı mıdır?Şu sabırsızlıktaki misalin şöyle sersem bir kumandana benzer ki,Düşmanın sağ kanat kuvveti,onun sağındaki kuvvetine katılmış ve ona taze bir... Devamı

31 07 2009

BİR İMAMIN RESULULLAH’A MEKTUBU( GENÇLERİMİZE NELER OLUYOR )BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİMYa Resulallah!..biliyorum bu mektubumlada seni çok üzeceğim..Ama ben biliyorum ki bana kızmayacağını. Senin o şefkatli elinin her an başımızın üstünde olduğunu. Senin o nurlu mübarek ayaklarına dikenler batıranlara bile şefkatinle yaklaştığını. Seni Taifte taşlayanlara bile merhametinle yaklaştığını biliyorum.Ya Habibim!..genç bir delikanlı yanıma geldi ve dediki…Hocam ben evlenmek istediğim hanım kızla anlaştım fakat şimdi bana senin maddi durumun yok deyip beni hor görüyor. Evimi beğenmediğini söylüyor!...seni beğeniyorum, dinin ve imanından şüphem yok diyor fakat senin maddi durumun yok diyor,onun için bu iş olmaz diyor.Ya Resulallah Hz. Hatice seninle evlenince senin maddi durumun yok dememişti. Aişe anamız bunu dememişti.Çünkü sende huzurlu bir maneviyat görmüştü. Sendeki maneviyatı gördükten sonra maddiyat Hatice Validemizin aklına gelirmiydi. Ya Resulalah!..Şimdi bir genç evlenmek için artık maneviyatını bir kenara atıyor. Maddiyata dönüştürülmüş burada her şey. Maneviyat kalmamış Ya Habiballah!..Ya Resulallah!.. Hz. Süleym Sad’ın hayatını hiçmi okumadılar şimdiki insanlar. Yada okuyupda hiçmi bir anlam çıkarmadılar. Onun zenci ve fakir olmasından dolayı kimsenin ona kızını vermek istemediğini…O çiçeği burnunda daha damat olamadan şehid olan Sad’ı hiçmi okumadılar.Ey Nebiler Nebisi Sultanım!..Süleym Sad o müberek huzuruna geldi ve Ey Allah’ın Rasulü!..yüzümün çirkinlği benim cennete girmeme manimidir deyince. Sizde ey Sad Allah’a ve Resulüne itaat eden herkes cennete girer dediniz. Oda peki Ey Allah’ın Habibi!.. ben sekiz ay önce Allah dinine girdim ve bu güne kadar evlenmek... Devamı

31 07 2009

  *Âlemin övünç kaynağı Peygamber Efendimiz’e (Sallallahu Aleyhi Vesellem) duyulan sevgi, canlı veya cansız bütün varlıkları etkileyen bir güce sahiptir. O’nu (Sallallahu Aleyhi Vesellem)sevmek bize pekçok şey kazandırır. Bunlardan bazıları şunlardır:1- Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem)sevgisinin kazandırdığı en önemli husus; sevilenle kurulan bağ ve nispettir. Sevgi, varlıklar arasındaki en sırlı bağdır. Her varlığı Allah’ın en sevgilisine bağlayan sırlı bağ sevgidir. Canlı cansız bütün nesneler, sevgi bağı ile Kâinatın Efendisi’ne(Sallallahu Aleyhi Vesellem) alaka duymuşlardır. Şuursuz varlıklar hatta cansız nesneler bile Allah Resûlü(Sallallahu Aleyhi Vesellem)'e sevgi ile bağlanmışlardı. Eline aldığı taşların Allah’ın adını anarak zikretmesi, çağırdığı ağaçların davetine icabet etmesi, bulutların O’nun üzerinde gölge yapması, onların Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem’e olan bağlılıklarını ve alakalarını gösteriyorlardı. Minber yapılmadan önce Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem’in kendisine dayanarak hutbe okuduğu kuru bir hurma kütüğünün, minber yapılınca Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem minbere çıkarak hutbe okumaya başlamaları üzerine, devenin ağlaması gibi inlediğinin duyulması da bu konudaki en meşhur olaylardandır. Cansız varlıklar da yanlarında Allah’ın adının anılmasını istemişler ve Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem’le beraber olmayı arzu etmişlerdir.2- Sevgi, karşılıksız kalmaz. Niyetlerimiz nasıl karşılıksız bırakılmıyorsa, sevgi de seven gönüllere, sevginin derecesine göre büyük lütuflar/feyizler kazandırır. Sevgi, en kısa yoldan kişiyi Hakk’a ulaştırır. Hakk’ın Sevgilisini sevmek ve O’na bağlanıp kendini O’na nispet ederek yola çıkan yolcular en kısa ... Devamı

31 07 2009

1976 yiLinda yasanmis bir oLaydirKanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak: -''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size... Dargınım.'' ''Niçin?" diye sordum. -"Siz... Dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahreti anlatmıyorsunuz?" Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak: --"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim. ''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..." Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı ö... Devamı

31 07 2009

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم__  اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ "Ey Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin" ALLAH'IM SEVGİNİ VE SENİ SEVENİN SEVGİSİNİ VE SENİ SEVMEYE BENİ YAKLAŞTIRANIN SEVGİSİNİ BANA NASİP ET...HADİS-İ ŞERİF HİÇBİR MÜSLÜMAN YOKTUR Kİ, O AĞAÇ DİKSİN YAHUD EKİN EKSİN VE MAHSULUNDEN İNSAN ,KUS,KURT,YESİN DE KENDİSİ(SEVABINDAN) İSTİFADE ETMİŞ OLMASIN?ELBETTE O MÜSLÜMAN DİKTİGİYLE, EKTİĞİYLE SEVAP VERİLİR..HADİS-İ ŞERİF DE Kİ;EY MÜLKÜN SAHİBİ ALLAHIM,DİLEDİGİNE MÜLKÜ VERİRSİN VE DİLEDİĞİNDEN MÜLKÜ ÇEKİP ALIRSIN,DİLEDİĞİNİ AZİZ KILAR,DİLEDİĞİNİ ALÇALTIRSIN;HAYIR SENIN ELINDENDIR.GERÇEKTEN SEN HER SEYE GÜCÜ YETİRENSİN. BENDEN SONRA BAŞINIZA GELMESİNDEN EN ÇOK KORKTUGUM ŞEYLERDEN BİRİDE DÜNYANIN NİMET VE ZİNETLERİNİN ÜZERİNİZE AÇILMASI(VE AHİRETİ İHMAL EDECEK KADAR SİZİ OYALAMASI) DIR. HADİS-İ SERİF CENAB-I HAKK'A KULLARIN EN SEVİMLİSİ TAKVA SAHİBİ OLUP DA KENDİSİNİ ... Devamı

31 07 2009

Bir salı günüydü. Yoğun bir iş temposuyla geçen günün akşamında eve varmak ne güzel? Daha da güzeli elini yüzünü hoş kokulu sabunlarla yıkayıp, üstüne rahat ev kıyafetlerini geçirmek? Sonra şöyle güzelce televizyonun başına kurulup eline kumandayı almak..? Oturduğu yerde sızlanmalarını dindirmek için ayaklarını yüksekçe bir yere kaldırıp uzandı. Yorgunluğu şimdi çok daha belirginleşmiş, külçe gibi üzerine çökmüştü. Oh! Tam şekerlemelik bir andı. Gözlerini yumdu, televizyonun sesini kıstı. Sabah geç kalkmasına rağmen çok iş yapmış, çok yere gitmişti. Geç yatması da cabası? Şöyle bir düşündü: ?Evi silip süpürmek, çarşıya çıkıp sayısını hatırlamadığı kadar mağaza gezmek, alışveriş yapmak, bu arada faturaları unutmamak, her biri için saatlerce sıra beklemek, sonra o eşyaları elleriyle taşımak?? Çok, çok zahmetli bir gün olmuştu bugün. Ayakları, kolları, her yeri sızlıyordu. Burnuna sabunun güzel kokusu geldi. Leylâk gibi, insana eflâtun rengini hatırlatan ferahlatıcı bir kokuydu bu... Derin derin içine çekti. Galiba bu kokunun uykuya da tesiri vardı. Davetiye çıkarmış gibi, uyku hemen başucunda bitiverdi. Tam kendini uykunun o tatlı tatlı dalgalanan, masmavi ve ılık denizine atacak, imkânsızın mümküne dönüştüğü yerlerde gezecek hattâ uçacaktı ki, aklına akşam namazını kılmadığı geldi. Düşünmemeye çalıştı. Yok, hayır! Akşam namazını kılmamıştı. Ama çok yorgundu. Olsun, yine de kılmamıştı. Ama kıpırdayacak hâli kalmamıştı, her yeri sızlıyordu, zaten namazını kılsa bile huşuyla değil, bir an evvel kılmış olmak için kılacaktı. Biraz düşünüp aklına gelen birkaç önemli ö... Devamı

31 07 2009

 Genç bir abid ile beraber Basra'nın Sokak ve çarşılarında gezerken karşımıza bir tabib çıktı. Bir kürsüye oturmuştu. Yanında erkek, kadın, çocuk birçok kişi vardı. Herkes elinde su dolu bir kap tutuyor, hastalığına deva olacak ilaç soruyorlardı. Yanındaki genç de ileri atılarak tabibe dedi.–Ey tabib! Yanında günahları yıkayan ve kalp hastalıklarına şifa veren bir ilaç var mı ? Tabib: –Var, deyince genç:–Getir, dedi. Bunun üzerine tabib şunları söyledi:–Benden şu on şeyi al:Fakirlik ağacının köklerini.Tevazu ağacının kökleriyle birlikte al.İçine tevbe eriğini koy.Rıza havanına at.Kanaat tokmağı ile döv.Takva tenceresine boşalt.Üzerine hayâ suyunu dök.Muhabbet ateşi ile kaynat.Şükür bardağına dök.Ümit yelpazesi ile soğut.Hamd kaşığı ile iç.Bu söylediklerimi yaparsan, dünya ve Ahiret hastalık ve musibetlerine karşı sana faydalı olur... Devamı

31 07 2009

Değişken hayatı, değişmez değerlerle sağlamlaştırmak Din, bütün emir ve yasaklarıyla bizi bir merkeze bağlar. İnsanın fıtratında bulunan iyi ve kötü bütün eğilimler, hisler, düşünceler, ancak bir merkez ekseninde anlamlı ve uyumlu bir bütünlük arzeder. Aksi halde insan, modern psikolojinin iddia ettiği gibi karmaşa içinde, yani harmoni ve ahenkten yoksun bir nesne haline gelir. Böyle bir insanın normal ve dengeli bir hayat yaşaması şüphesiz mümkün değildir. Zira kendine merkez olarak geçici ve aşağı olanı seçen kişi, ilke ve değerlerini gündelik hadiselerden devşiriyor demektir. Modern yaşama biçiminin üzerimize empoze ettiği açmazlardan biri, tam da bu noktada netlik kazanır: Yenilik, değişim, zamanın şartları, çağa uymak gibi kavramlar üzerine yapılan vurgu, modern anlayışın bize merkez olarak neyi almamız gerektiğini gösteren en belirgin işaretlerinden biridir. Ebedî ve değişmez olanın karşısında sürekli değişim ve yeniliği bir ilke haline getirmek, sosyal hadiselerin istikametini hedefsiz bir sürece bırakmak ile eş anlamlıdır. Bir başka ifadeyle, eğer gündelik hayatımızı sahip olduğumuz ilke ve değerler belirlemiyorsa, ilke ve hedeflerimiz yaşadığımız gündelik hayat tarafından belirleniyor demektir. Devamı

31 07 2009

ALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL MÜRSELİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL MÜCAHİDİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL ŞAHİDİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL HAİFİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİLHAŞİİİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL TAİİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL TAİBİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL ABİDİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL HAMİDİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL SALİHİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL RAKİİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL SACİDİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL KAİMİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL KAİDİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL MÜTTEKİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL MÜSTAGFİRİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL NADİMİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL ŞAKİRİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL HAFİZİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL ZAKİRİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL AKİLİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL MUHSİNİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL EKREMİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL TÜNZİRİNALLLAHÜMME SALLİ VESELLİM ALÂ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SEYYİDİL MÜBEŞŞİRİNALLLAHÜMME S... Devamı

31 07 2009

SENİ ANDIM EFENDİM ( Rıfat ARAZ ) I.Rahmân ve Rahîm olan bir Allah’ın adıyla;Başladığım bu sözde seni andım Efendim!..Ney misâli dağlandım ayrılığın oduyla;Düştüm o gül rengine yandım yandım Efendim!..II.Âdemden gelen bir nûr kararıp nasıl söner?Şirkle nasıl örülür bir ömrün itibârı?.. Nefsin o saf edâsı, inkâra nasıl döner?Kalpten nasıl sökülür bir adalet damarı?.. Yedi kat göğü tutu çiçeklerin çığlığı…Kan kokan o karanlık, hangi putun isyânı?..Dinsin, dursun, durulsun umudun hıçkırığı;Kumlara inen nûrun şavkı aldı dört yanı!..Kisra’nın temelinde çöktü bir bir sütunlar;Söndü ateşgedeler tarihe düştü külü!..Silindi ne şerefler, dağıldı nice şanlar;Hilkâtin ateşinde kurudu Sava gölü!..Sende ihlâs, metânet, sendedir izzet, azim; Rahmet ile donandı, aşk ile döndü âlem!..Âdil sensin, Emin sen, sen ey öksüz, ey yetim;Seninle aşka düştü aşk ile levh-ü kalem!..III.Sen kuşandın Hirâ’da sabır yüklü çileyi;Çektiğin her acıda bin derdin dermânı var!.. Sen yardın himmet ile o gökteki şûleyi;Taif’te şafaklara akseden gül kanı var!..Canında doğan nûru, kalp gözünle okudun;Bir içli çölde verdin en ağır imtihanı!..Takvânın tezgâhında bir sevdâyı dokudun;Uyardın, müjdeledin, şahit tuttun zamanı!..Tevhît ile yoğurdun kaç yüreğin özünü; Elif elif nakşoldu nabzına inen fermân!..Ömrün hüzün yılında hasret yakan izini;Vuslâtın nûru ile Mir’âç’ta buldu cihân!..Açtı hicret gülleri ensârın gülzârında;Sen canlara bir cansın, c&aci... Devamı

31 07 2009

TASAVVUF VE ÖNEMİ Tevessül, daha çok tasavvuf çevrelerinde uygulanmakta, ve bazılarınca tenkid edilmektedir. Şunu hatırlatalım ki; doğrunun tesbiti, yanlışın terkedilmesi için yapılan her tenkid faydalıdır. Fakat tenkid eden haddi aşınca, doğru ile yanlış biribirine karışır, cahil olanlar da doğruyu şaşırır...Tevessül, daha çok tasavvuf çevrelerinde uygulanmakta, ve bazılarınca tenkid edilmektedir. Şunu hatırlatalım ki; doğrunun tesbiti, yanlışın terkedilmesi için yapılan her tenkid faydalıdır. Fakat tenkid eden haddi aşınca, doğru ile yanlış biribirine karışır, cahil olanlar da doğruyu şaşırır. Tevessülü tenkid edenler, gerçek sahih ilme göre hareket etmezlerse haddi aşar, vebale girerler. Çünkü tevessüle başvuranlar arasında ilim ve takvalarıyla meşhur alimler, irşadıyla bir çok insanı Hakk’a sevk eden arifler mevcuttur. Gerçek tevhide ulaşmak için canını ve malını feda eden bu şerefli kitleyi rabıta ve tevessül yapıyorlar diye şirkle suçlamak az bir şey değildir. Tenkid edilen ve şirkle suçlanan kimse, en azından ömrü boyunca beş vakit namazını kılan bir mümindir. Böyle olunca iş ciddi, tehlike büyüktür. Çünkü, Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah (A.S.) Efendimizin uyardığı gibi; bir kimseye kafir, müşrik, münafık veya fasık demek, sözde kalmaz, hüküm iki taraftan birisine ait olur. Karşı tarafta söylenen durum yoksa, söz sahibine döner. Verilen her hükümde adaletli olmak şarttır. Adalet, nefsimiz istemese de hakkı söylemek ve herkese hakkını vermektir. Biz tevessül ve vesile konusunda orta yolu tanıtmaya çalışacağız. Vesile Nedir? Vesile, kelime olarak, derece, yakınlık, başkasına yaklaşmak için vasıta kılınan şey, şefaat, vuslat manalarına gelir. “Fala... Devamı

31 07 2009

Ya bağlılık, ya karmaşa Bütün müslüman mütefekkirlerin üzerinde ısrarla durduğu gibi, bir merkeze sahip olmak, insanın ruh sağlığı ve kişisel bütünlüğü için zarurettir. Hepimiz, içimizde birden fazla kişilik taşırız. Bu, kişisel bozukluk anlamına gelmez. Bilakis, insanın fıtratında bulunan değişik eğilimlerin varlığına delalet eder. ‘Kendimi bu konuda disipline etmem lazım’, ‘bunu yapmamam lazım, ‘şunu yememem lazım’ gibi ifadeler, hepimizin hemen her gün yaşadığı halleri ifade eder. Burada emreden ile, emredilen, disipline etmek isteyen ile disipline edilmesi gereken kimdir? Şüphesiz aynı kişi. Fakat bu aynı kişi, bünyesinde birden fazla eğilimi barındırır ve bu eğilimlerin kaynağı insanın üçlü yapısıdır; yani bedeni, nefsi ve ruhudur. Bu eğilimlerin entegre edilmesi, aralarında bir denge ve ahenk ilişkisinin kurulması, kişisel bütünlük açısından gerekli olduğu gibi, ruh sağlığı açısından da zaruridir. İstikametsiz insanın acıklı bunalımı Bir merkeze sahip olmak, bu eğilimleri bütünleştirmek, insana bir bütün olarak bakabilmek demektir. Böyle bir merkeze sahip olmadığı için bütünlük ve istikametten yoksun olan insan, karmaşa içinde ve hatta hasta bir ruh hali ile yaşamak zorundadır. Bu sorunun boyutlarını kavramak için modern dünyadaki ruh hastalıklarına, psikolojik bozukluklara bakmak yeterlidir. Modern psikolojinin özellikle ileri sanayi toplumlarında dinin yerine geçmesi ve psikologların (sahte) bir din adamı kimliğine bürünmesi, yaşanan bu krizin en çarpıcı göstergelerinden biridir. Merkezden yoksun modern insan, şirazesi dağılmış kitap misali, ne yöne gideceğini bilememekte, bu ise dipteki manevi ve ruhi krizi daha da onulmaz hale getirmektedir. Bir merkeze sahip olmak, gecici ve süfli olan karşısınd... Devamı

30 07 2009

 ÂİŞE Kİ BİR NURDU,VE BİR TATLI HUZURDU.NİCE YILLAR GÖNLÜNE,AŞK MIZRABINI VURDU!.. NİCE İRFAN İNCİSİ,SAÇTI BU TOPRAKLARA.BIR KUŞ GİBİ UÇTU DA,İŞTE AÇILDI ARA. ARTIK ONAN NE BIR İZ,NE BİR IŞIK BULUNUR.AYDIN GUN KARARDI HEP,ÇEKİLDİ DÜNYADAN NUR!..... Devamı

29 07 2009

Ey ruhum! ALLAH ü Tealaya çok yalvar. ALLAH için çok ağla ki, Cehen-nem ateşinden emin olasın.Dünyanın çıkar ve menfaatlerini Ahiret yurduna tercih etme. Mutlaka Hz. Muhammed (sav) sünneti üzerine yaşamaya çalış.Ey gönül! Ehli dil için Tasavvuf bir irfan mektebidir. Gönül ehli olan kişi bu mektebe sabırla devam eder.Ey gönül eri! Tasavvuf Hazreti Muhammed’in yolunun adıdır. Bu yol Mü’mini gönülde kurulmuş olan şehre götürür.Ey Mü’min!Sende Halik’in isimlerini dilinde zikir ederek; kalbini ALLAH sevgisine aç. Şunu unutmaki; Halik’in isimlerini zikirden lezzet alan dil, onu anmaktan asla usanmaz. Ey Mü’min! zikrinle, fikrinle öyle bir gül bahçesine girki; O bahçeye senden önce Nebizişan girmiş olsun. Ey Mü’min! Sende seherde uyan ve nişan gözle.Birgün mutlaka, gözlediğin nişandan kalbine feyiz gelir. Kalbine gelen feyizden birkere lezzet alınca , bir daha asla terk edemezsin.Ey Mü’min! Gülün tasavvuftaki yeri çok kıymetlidir. Çünkü güldeki koku, Nebizişan efendimizin kokusunu hatırlatır. Unutma ki; gönül bağına, ilk önce Nebizişan girdi ve gülü aşıka bir nişan olarak dikti.O güle konan aşıklar, dünya hayatını unutup ; Ahiret yolunu tercih ederler. Ey Mü’min! Aşık olan kişi , gül üstünde sebat eder. O gülden asla inmeyip ; gece gündüz ALLAH-Tealayı zikir eder ve ALLAH için söyler. Gül üstünde sebat eden kul, zamanla en yüksek derecelere ulaşır. Dünyadaki en kıymetli şeyler, onun için kıymetsiz ve alçak sayılır. Gece ve gündüz, o gülü beklediği için, hal ehli olur ve ALLAH-Teala’nın sunduğu ahiret rütbelerini çok üstü... Devamı

21 07 2009

O cihanın fahrinin sırrına kurbân olayım,Hutbe-i levlâk inen şanına kurban olayım.Kabı kavseyni ev ednasına kurban olayım,Ben onun ilm ile irfanına kurban olayım,Ben onun esrar-ı miracına kurban olayım.Ebubekir, ömer, Osman, ali dört yârıdır,Risalet ba ının onlar gül-i gülzarıdır,Cümle ashâbı hidayet rahının envarıdır,Ben onun âline ashabına kurban olayım,Ben onun ashabı ahbabına kurban olayım.Hasan hazretlerine zehr içirdi eşkıya,Hem Hüseyin oldu susuzluktan şehid-i kerbela,İkisidir, asl-ı nesl-i cümle âl-i Mustafa,Ben onun âline evladına kurban olayım,Ben onun evladı ensabına kurban olayım.Cümle ümmetten hayırlıdır o şahın ümmeti,Ümmetine cümleden çok eder hak rahmeti,Enbiya onunla buldu bunca lütfu izzeti,Ben onun lütfuna ihsanına kurban olayım.Ben onun enva-ı eltafına kurban olayımHer ne denli enbiya ve mürselin kim geldiler,Ümmeti olmayı Hak'tan temenni kıldılar.Evliya ana Niyazi kul u kurban oldular.Ben onun ayağının tozuna kurban olayım.Yoluna gidenlerin izine kurban olayım.Söz:Niyazi MISRİ Devamı