30 10 2010

AŞK BUDURRR İŞTEEEEEEEE

Bir hayalin peşinde koşabilmektir aşk.Üstelik harcanan yılların  sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına  rağmen...Günleri geceleri bir odaya kapanarak geçirirken  bir telefon çığlığına bir kapı ziline ömrün yarısını  verebilmeyi düşünmektir aşk yada duyulacak bir sesle  ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini  hissetmektir aşk.Birine hayatını bağışlamışken onsuz yapamayacağını  düşünürken bir gün yapa yalnız kalma korkusunun  bütün vücudunu titretmesidir aşk.İhanet dediğimiz iki  yanı keskin bıçağın üzerinde yürüme riskini  göze almaktır aşk.Bu bıçak ki saplanabilir  yüreğine.Bıçağın verdiği acıyı bütün  hücrelerinde hissetmene rağmen onu iyi edecek hiçbir ilacı  bulamamanın verdiği çaresizliği yaşamaktır aşk.Herşey çok  iyi giderken mutluluk ormanına her gün yepyeni fidanlar  ekerken*insanların sana ve ona bakıpta ileri baktığını  düşünürken bir sabah uyandığında onu yanında bulamama  fikrinin seni deli etmesidir aşk.  Terkedildiğinde hayata küseceğini*suçlayacak yüzlerce  insan bulacağını*kin tutacağını*intikam yeminleri edeceğini bilmektir  aşk.Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin  kulağından girip yüreğine doğru akmasını sonrada gözlerinden  damla damla dışarıya taşmasını hissetmektir aşk.Hiç  görmediğin*hiç dokunmadığın*sesini bile duymadığın birine  tutkuyla bağlanmaktır aşk.Belkide göreceğin ilk anda bitecektir bu  tutku.Buna rağmen delicesine özlemektir aşk.Tutkun  yüzünden aptallıkla suçlanmayıda göze almaktır  aşk.Sana aptal diyen... Devamı

30 10 2010

aşk-ney

Ask ney´sin sen???  Yillardir ayni cenkteyim,  ayni silahliyim,  ayni sevdadayim,  ney´sin sen ask ney´sin???  Ask ney´sin sen???  Sen sevginin dogusumusun?  Yoksa bir nefretin ölüsümü?  Sen ananin bebegine şevfkati misin?  Yoksa zalimin zulmümüsün?  Ask ney´sin sen???  Sen cennetin kevserimisin?  Yoksa cehennemin atesli odunumu?  Sen sevdanin habercisimisin cebrail misali?  Yoksa ölümün gelisimisin azrail misali?  Ask ney´sin sen???  Sen insani susuz degilken bile susatanmisin?  Sen insani gülerken durmaksizin aglatanmisin?  Sen insani dinçken yorgunlastiranmisin?  Sen gören gözleri körmü edersin?  Yoksa sen sasi gözleri gördürenmisin?  Ask ney´sin sen???  Ney´sin???  Söyle...Anlat...Susma  Konus...Konus...Konus...Sakin ha susma!  Anlat ney´sin sen...ney ney...  ... Devamı

02 04 2010

cuma duası

  Cuma Duası Lailahe illallah Cuma’nın sebebiyle, Muhammedün Resullullah gerek yüzün gölgesiyle dünya ve ahiret muradımı ver. Melekler duasıyla, Ya vedüdüm, entel maksudum, Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, cennet kapılarını aç, benim günahımdan geç. Benim günahım varsada senin gibi halikim var. Muhammed Aleyhisselam dostum var. İlahi kabre vardığım gece lütfeyle, yalnız kaldığım gece bilmediğimi bildir. Kabrimi nur ile doldur. Kevser şarabına daldır, ulu cemalini göster. Gece gündüz yalvarırım sana dünya ve ahiret muradımı ver bana. Rabbim Allah, fikrim zikrullah, kalbimin nuru Resullullah, evvelim Allah, ahirim Allah, La ilahe illallah Muhammedün Resullullah. Cuma gibi günümüz var. İslam gibi dinimiz var. Muhammed gibi şahımız var. Allah dedim, dostum dedim, 99 ismine mühür vurdum, üstüne. Sırrım sübhanım Allah, derdim dermanım Allah, gafil kuluna gam düşmüş, yetiş imdadımıza ya Muhammed. Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, ya Allah, ya Muhammed umarız senden şefaat. Lailahe illallahtır özüm, Muhammed Mustafadır sözüm, ihlas-ı şerif ile yıkadım yüzüm. Ayetele kürsü için sen kabul eyle sözüm. Bugün Cuma günüdür. Dinim İslam dinidir. Dinimin İslam dini olduğuna, yetmiş binin nısfına, mühürledim üstüne. Lailahe illallah üç muradım var, biri cennet, bir ırmak diyarını görmek. Aç cemalini göster diyarını. Ya Resullullah! Aman yarabbi ya rabbena her halimiz malumdur sana, gece gündüz yalvarırım sana. Her zaman sana muhtacım, cemalini göster bana. ... Devamı

05 02 2010

YARATILIŞ HAKİKATLERİ ÜZERİNDE DETAYLI DÜŞÜNMEK

Canlı ve cansız bütün varlıkları Allah yaratmıştır. Ancak yarattıkları içinde sadece insana düşünme yeteneği bahşetmiştir. Herkes, yüksek bir düşünme yeteneğine sahip olarak yaratılmış olsa da, bu yeteneği kullanan çok az insan vardır. Çoğu kişi, sadece düşünürlerin düşünüp sonuçlar üretebileceğini zanneder. Oysa Allah ayetlerinde, düşüncede derinleşmek konusunda insanların tümünü teşvik eder. Zira Allah’ın yarattıkları üzerinde derin düşünmek, ayni zamanda insanı Allah’a yaklaştıran önemli bir ibadettir.   Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? (Nahl Suresi – 17)   İnsanlara sorduğunuzda, hayat telaşı içinde değil düşünmeye, başlarını kaşımaya dahi fırsat bulamadıklarından yakınırlar. Gün içinde onlarca fuzuli, ahiretlerine hiçbir faydası olmayan konularda düşünerek harcadıkları vakitlerinin farkında bile değillerdir. Çünkü şeytan, sistemine soktuğu insanlara yüzeysel düşünce ve yaşamı telkin eder. Çoğu insan ertesi gün ne giyineceğini, saçını, makyajını, tatilini, yapacağı yemeği, erkek veya kız arkadaşını düşünerek saatler geçirebilir. Oysa insan, bütün bu yüzeysel konularda derinleşerek, ufkunu genişletip Allah’a yakinini artırabilir.     Düşüncede derinleşmek isteyen her insan bunu rahatlıkla yapabilir. Örneğin sabah kalktığınız anda, üzerinde düşünüp, derinleştikçe sizi Allah’ yakınlaştıracak onlarca konuyla karşılaşırsınız. Öncelikle uyku anında geçirdiğiniz şuursuz saatlerden sonra şuurlu olarak uyanabilmeniz başlı başına bir mucizedir. Yeni bir güne sağlıklı başlamak, insanın ahireti konusunda daha fazla kazan&c... Devamı

05 02 2010

Necip Fazıl Kısakürek

Yıllar nasıl da su gibi akıp geçiyor… Ünlü şairimiz Necip Fazıl Kısakürek vefat edeli tam 26 yıl olmuş. Sanki dün gibi… 26 Mayıs 1904 perşembe günü İstanbul’da doğan şair Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti. Günü gününe tam 79 yıl yaşadı. Mayıs ayı Necip Fazıl’ın hayatında hep sırlarla dolu oldu. Tam 26 yıl önce yine gizemli bir Mayıs gecesinde, takvimlerin 25 Mayıs 1983 gece yarısını gösterdiği saatlerde, hastalığının ilerlediği dakikalarda yatağından hafifçe doğruldu, elâ gözlerini pencereden dışarıya çevirdi, derin karanlığa baktı. Ne gördü bilinmez; ateşin verdiği etki ile kırmızıya yakın pembeleşen dudakları hafifçe kıpırdadı ve “Demek böyle ölünürmüş!..” dedi… Kimbilir belki de o an, ölüm meleğinin (Azrailin) evine teşrifini gördü… Nitekim bu son sözlerinden hemen sonra şahadet getirerek son nefesini verdi. Geride güzel bir vasiyet bıraktı. Sevenleri de gereğini yaptı. Necip Fazıl Kısakürek bu ülkenin tarihine ve edebiyatına yön veren Edebiyatçılarımızdan biri olmuştur. Devamı

05 02 2010

Mehmet Akif ERSOY

HAYATI Mehmet Akif ERSOY 1873 yılında İstanbul’da doğdu, 27 Aralık 1936 yılında aynı kentte öldü. Babası, Fatih Camii medrese hocalarından Arnavut İpek’li Tahir Efendi’dir. Ortaöğrenimini Fatih Merkez Rüşdiyesi’nde ve Mekteb-i Mülkiye İdadisi’nde gördü, bir yandan da Fatih Camisi’ndeki derslere giderek Arapça ve Farsça öğrendi. Ortaöğrenimini bitirdiği yıl, yeni açılan Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’ne girdi, dört yıl süren öğrenimi sonunda baytarlık (veterinerlik) bölümünü birincilikle bitirdi (1893). Ziraat Bakanlığı’na memur olarak girdi, dört yıl kadar Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan’da görev yaptı. Bir süre sonra, ek görev olarak, Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’nde kitabet dersleri (1906) verdi. 1908′den sonra, arkadaşı Eşref Edip ile birlikte Sırat-ı Müstakim (1908) ve daha sonra Sebil’ür-Reşad (1912) dergilerini çıkardı; bu yıllarda, resmi görevi olan Umur-i Baytariye Müdür Muavinliğinde çalışırken Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine atandı (1908). Balkan Savaşı’ndan sonra Umur-i Baytariye şubesindeki görevinden (1913), ardından Darülfünun’daki (1914) görevinden ayrıldı. Meşrutiyet’in ilk döneminde, Ziya Gökalp’in öncülüğüyle başlayan “Türkçülük” akımına karşı, Mısırlı bilgin Muhammed Abduh’un (1849-1905) etkisiyle, “İslâm birliği” görüşünü benimsedi. Sırat-ı Müstakim ve Sebil’ür-Reşad’da yayımladığı makaleler, şiirler, çeviriler ve Fatih, Şehzadebaşı, Süleymaniye, Beyazıt camilerinde verdiği vaazlarla (1912) bu ülküyü yaymaya çalıştı. Birinci Dünya Savaşı içinde ... Devamı

05 02 2010

HATIRLA AMA

  MUHAMMED FETİH AYDIN’IN KALEMİN’DEN. Bir başkadır tasavvuf.Tasavvufu bilen insanlar değişik yaşar yaşanılması gerekenleri.Bam başka bakarlar dünyaya.zaten baktığınızda yüzlerine anlarsınız tasavvuf ehli insanları.Tasavvufun kelime anlamı saflaşma suffe kökünden gelmektedir. Sözleri duruşları bambaşkadır.Cogu zaman anlaşılması güç coğu zaman güzele inat konuşurmuş gibi gelsede bizlere, manası çok değişiktir sözlerinin.Kimi zaman bir neyzende ,Kimi zaman bir hattatta görürüz bizler bu durumu. Tasavvuf ehlinin üç vasfı vardır. Toprak gibidir, iyiye de, kötü kimseye de verir. Bulut gibidir, her şeyi gölgeler. Yağmur gibidir, sevilen kimseyi de, sevilmeyen kimseyi de sular. (Harkûşî Abdülmelîk bin Muhammed). Zaten bu anlatımda tüm tasavvufu açıklayacak manada.üstüne daha fazla söz söylemek bizlere göre değil sanırım. Tasavvufun en güzel şekilde hayatına adapte etmiş olan ve tasavvufu en güzel şekilde yazılarına ,şiirlerine ,sözlerine, duruşuna aktaran mevlananın güzel bir şiiriyle yazımı sonlandırıyorum. HATIRLA AMA Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin, ayrılık atına eyer vurdun inadına. Ama bizi unutma, hatırla ama. Sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar yeryüzünde de var. gökyüzünde de var. Eski dostla ettiğin yemini, hatırla ama. Sen her gece ay değirmisini başına yastık edince yollarda, dizimde yattığın geceleri hatırla ama. Sen ey, hüsrev’i kendine kul, Şirin gibi bir nice güzeli esir eden, aşkının ateşiyle tıpkı Ferhat gibi benim ayrılık dağını delmede olduğumu, hatırla ama. Bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında bir aşk ovasını görmüştün hani; sarfan dallarıyla, ağustos gülleriyle sarmaşdolaş. Bunu unutma, hatırla ama.... Devamı

17 01 2010

Âşk imiş Fûzili

Âşkı anlatmaya kalkan âşık değilmiş , âşkı yaşamaktan korkan âşık değilmiş… Âşkı kirleten insan imiş…Âşk devrimizde eksik imiş… Âşk insan döngülerinin dayanabileceği, ayakta durabileceği bir şey değilmiş, kalbi durdurabilirmiş, yapar bunu hani etten, kastan, sinirden vardır ya hani yumruğunuz büyüklüğünde ve sizin içinizde hani, sol göğsünüzle iman tahtanız arasında, içi boş et yığını, kanınızın pompası, nefesinizin sebebi, gönlünüzün yeri… Hani var ya ses çıkaran organınız, istemsiz çalışan kırmızı kasınız…İçi boş hani, hep ararsınız onu dolduracak birini… Kan dolar bulamazsanız. Bulursanız kanınız dışarı akar, yer açar sevgiliye, gururlanır…Gül bahçeleri, gülşen ve gülzâre…Allah’ı anlatır, bilirsiniz âşkla… İlim mi? Âşk imiş kalb-i hilmi… Âşk imiş kalbin ilmi… Âşk imiş evrenin sebebi… Ve âşk imiş her ne var âlemde… Âşık Fuzuli…Âşk olmuşsa, âşk olmuşsa… Âşık bile fuzuli, maşuk bile fuzuli imiş… Âşk imiş bu evrenin sırrı, sebebi… Seher vakitleri âşktanmış, gözyaşı âşktan akarmış ve iki göz, gök yüzünde, aşığın gül yüzünde iki göz, birbirini hiç görmeden ağlar imiş. Âşk imiş hüsn-ü derdleri… İlim dedikleri bir kıyl ü kâl imiş… Âşkın olmadığı beden, âşık olmayan ruh Rabbi anlamaz imiş. Leyladan geçmeden Mevlaya varılmaz imiş. Âşk imiş Âşk! Böyle yana yakıla, böyle çığlık çığlığa, böyle kalbi dururcasına, böyle sızarak, böyle… Mecnunu âşık sanan aptal imiş. Mecnun apdal imiş&helli... Devamı

17 01 2010

Taş,Toprak ve Bahçivan

Yıllar yılı aynı mekânı paylaşmış, aynı havayı solumuş, aynı misafirleri ağırlamışlardı. Her ne kadar yaratılışları başka başka olsa da, iyi anlaşırlardı. Taş, yarıdan fazlasını toprağa gömmüş, orada rahat ve güven bulmuştu. Toprak da bu güne kadar taşı hiç reddetmemiş, onun varlığından rahatsızlık değil, mutluluk duymuştu. Her dem, aynı kararda geçmez elbet. Her varlık kendi içinde ayrı bir âlem, ayrı bir sır… Gün oldu, taş da toprak da pek şen oldular, şakalaşıp gülüştüler; gün oldu kâh biri, kâh diğeri gamlandı da, ağlayıp dertleştiler… Taş, gözünü toprağa dikti o gün… Endişelendi. Çünkü toprak, nicedir dil kesmiş, konuşmaz, gülmez olmuştu. Merakla sordu: “-Yüzün ne de çorak… Oysa hayretle hissediyorum ki, için ağlamada ve bağrında sular kaynamada… Üstelik kaynayan bu su öylesine sıcak ki, ayaklarımı yakıyor… A toprak, nedir bu hâl ki, derinlerinde sular coşarken, dışın suya hasretmişçesine yarılıp çatlıyor? İçin bereket kokarken, yüzündeki bu kuraklığın sebebi nedir?” “-Hasretim!..” dedi toprak… “-Hayret…” dedi taş… “Bütün otlar ve çiçekler senin üzerinde can bulurken; böcekler yollarında gezinir, köstebekler, karıncalar sende yuva yaparken, neye hasretsin? Bulutlar aşkınla ağlayıp, gözyaşlarıyla yüzünü öperken; asırlık nice ağaç, köklerinin en ince dallarını bile güvenle sana dayarken; kalanlar, en çok sevdiklerini, hiç tereddütsüz senin kucağına gömüp giderken; tüm varlıklar sana muhtaç ve sana hayranken; böylesi sevilir, istenir ve arzulanırken, hasretini çektiğin nedir ki? Uğruna nice... Devamı

17 01 2010

Fi’l kalbi mine’l kalbi ile’l kalbi sebîlâ

“Dikkat ediniz ki, insanın cesedinde bir et parçası vardır. O et parçası sâlih oldukça bütün vücuddaki âzâlar sağlam olur. Eğer o fâsid olursa bütün cesed bozulur. O et parçası kalptir.” (Hadîs-i Şerif) Kalbine iyi bak sevgili sûfî… Mevlânâ’nın Uzak dediğin yer ancak bir karış diyerek adres verdiği kalbine… Aşk’ın Hüsn için nice basamaklardan geçip, nice engelleri aştığı kalp ülkesine… Sadef içinde inci gibi parlayan kalbine… Öyle iyi bak ve öyle iyi gör ki; himmetle inen ve hikmetle süslenen aşkın senden aşkın bir hâl alsın. Taşkınlarca sevgilinin diyârına ulaşsın. Korkma… Âşık ve mâşuk arasında öyle bir yol vardır ki, içinden geçen bütün cümleler hurûfî bir edayla tek tek ulaşır muhatabına. Kalpten kalbe yol vardır. Çünkü Fi’l kalbi mine’l kalbi ile’l kalbi sebîlâ… Kalbine iyi bak sevgili sûfî… Kalp ki maddeden öte mânâ, dikenden öte gül-i rânâ… Sula sevgili sûfî, sula. Kan nehirleri arasında kalan kalp vadisini istek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve yoklukla sula. Sonrası bekâ… Sonrası sıla… Kalbin ki, bütün yolların kaynağı ve bütün yolların son durağı. Cânânı aramak için kalbinden çıktığın bu yolda varacağın yer yine kalbin aynası… Çünkü ey sevgili sûfî… Seven ve sevilen birbirinin aynısı. Mevlânâ boşuna söylemedi ya: Gönül, kemâlinden bir iz bulunca; can, canı içinde seni buldu. Mevlânâ mıydı bulan, yoksa Şems-i Tebrizî ... Devamı

25 10 2009

“…..” BURAYA ONUN ADINI YAZ Kimin mi?Hani o, seni en çok üzenin, en kızdıranın adını..Eşin belki..Belki de annen-baban..Ya da kardeşin, komşun, en iyi arkadaşın..Artık, seni inciten ve de “kıymetlin” her kimse, işte onun..Yaz adını buraya; “. . . . .” ve ekle;“. . . . .” Öldü! Yok artık!Ne bir daha bu eve gelecek, ne telefon edecek, ne de bir daha karşılaşacağım onunla!Artık “. . . . .” Yok! Öldü O.. Hiç olmayacak bir daha..Bundan sonra, aranızda geçen olayları düşün..Hani seni çok inciten, üzen-kızdıran ve “Asla!” dedirten her yaşanmışlığı..Gör bak, nasıl bomboş ve anlamsız gelecek..Ölümün değdiği her şey nasıl silikleşecek, nasıl artık fonda kalacak hayat!..Aniden değişecek paradigmalar!“Neden?” diyeceksin..”Neden kırdım ki onu?” “Şu üç günlük dünyada değer miydi?”Ve.. Tarifsiz sızlayacak yüreğin..İşte bak dünya bir an! Bir varmış, bir yokmuş..Giden asla geri gelmiyor ve insan “keşke” diye bir ömür boyu yürek sızılarıyla kalıyor sonra.Böyledir ölüm.. Ansızın gelir ve keskin bir bıçak gibi ayırıverir dünyaları..Ve bizler, hep “ölecek yaşlarda” olduğumuz gerçeğini bile bile, görmezden gelir, hiç ölmeyecek gibi yaşarız..Oysa geçen her saniye haykırır bize; “Ölüm var heyy!”Bir ebemkuşağıdır ölüm..Her giden hep “sırma saçlı-badem gözlüdür” ya hani..“. . . . .” Öldü diyerek işte, şimdi değiştir paradigmaları!..Ve en bâdem gözlüne sımsıkı sarıl! Bırakma sakın!..Bak, tik-taklıyor zaman; “Ölüm var heyy!”İşte bu, “Ölmeden önce ölmek” yani Olmak sırrındandır..Ve bundandır “Her vakit ... Devamı

25 10 2009

Yağmur taşlara da yağarKurumuş çatlamış toprak,susuz kalmış sineler,secdelere başlarını eğmişsu dileyen mahlukat dua dua yalvarırlar Rablerine.Elleri uzanamaz suya, gidemezler su kaynaklarına .Ve ansızın esmeye başlar rüzgarlar.bin bir müjdeyle seslenir gök gürültüleri..Yüzlerce kilometre ötelerden gelir rüzgarların önündekoşturan rahmet yüklü bulutlar. Ve yağmur başlar…Tatlı bir su akıtılır damla damlagökyüzü annesinin bağrından yeryüzü yavrusuna..Yeryüzü dirilir, secdeye eğilmiş başlar kalkar rükuya,bin bir şükür çiçekleri açar. Ve su sadece otlara,ağaçlara ,toprağa gönderilmekle kalmaz.Yağmur taşlara da yağar…Bizler merhameti Rabbimizden öğreniriz…Öyleyse…Merhamet sevgiye !Bütün kirlerin üzerine yağan bembeyaz karlar gibi örtsün,yok etsin diye tüm kötülükleri… Çağlayarak aksın,ırmaklar gibi yıkayıp arındırsın bütün yeryüzünü kirlerinden.Kalmasın sevginin başını okşamadığı bir yaralı yürek..Merhamet nefse !Yoluna çıkan dikenli tellere el uzatmasın,zehirli ballarla gıdalanmasın diye.Haylaz bir çocuk gibi nice tehlikelere hiç düşünmeden atılmasın..Merhamet ruha !takılmasın diye küçük çakıl taşlarına.Prangalarını bir vuruşta parçalayıp yükselsin doruklarına insanlığın.Yıldızlara ulaşsın..başı meleklerle yarışsın .Aşsın bütün engelleri, Yaradan aşkına …Merhamet gönle !Değmeyenlere, bırakıp gidenlere adamasın sonsuz varlığını.Ummanlar dururken oyalanmasın bir-iki kırıntıyla.Ne için yaratıldıysa onun için yaşasın.Köklerini iman toprağına salıp,İlahi aşkla dolsun taşsın damarları.Ve cümle yaratılmışa uzansın dallarımeyveler uzatsın elleri… Ve merhamet can suyu bulup i&cce... Devamı

25 10 2009

SU Kendine sırdaş arıyorduÖnce buluta verdi sırrını.Ağır geldi sır buluta.Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.Sonra göle gitti su.Ona anlattı derdini.Bu arada bulut suyun sırrını tekrar tekrar yağmur yapıp, Dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için,Zaman zaman taşıyordu göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu.Sonra nehre ulaştı suyun sırrı.Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti.Dereye verdi.Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden,O da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze..Çağlayanlar, şelaleler, akarsular..Hepsi kayboluyordu bir anda.Sonra bir gün su takip etti dereyi.Dereye, okyanusa kavuşunca fark etti su,bütün sırlarının akarsularla,çağlayanlarla, ırmaklarla…okyanusa taşındığını.Karar verdi su.Sırrını okyanusa verecekti.Öyle de yaptı zaten.Tüm sırlarını okyanusa verdi.Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.Ne taştı okyanus,ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını,ne de kurudu….Geçen karşılaştık suyla.Bir bardaktaydı.Suskundu.Çok uğraştım konuşturamadım.Ben, tam giderken ”Dur!”dedi su.Durdum!” Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!Taşıyamazlar,kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar….”... Devamı

25 10 2009

ŞAİR NABİ (Rahmetullahi Aleyh)Sakın terk-i edepten!Osmanlı devletinde yetişen bir şairdir.İsmi Yusüf ise de, (Nabi) diye meşhurdur.Zamanın Sultanından izin alıp bir kere,Çıktı bir kafileyle, hacca gitmek üzere.Nabi’nin bulunduğu kafilede, o zaman,Devlet ricalinden de, bulunurdu çok insan.Resulullah’a olan sevgi ve aşkı ile,O, Hicaz yollarında, uyumadı az bile.Kafile yaklaşınca, Medine’ye nihayet,Zirvesine çıkmıştı, ondaki bu muhabbet.Her bir adım attıkça, o sevgi artıyordu.Kalbi, Resulullah’ın aşkıyla yanıyordu.O böyle yanıyorken, sevgi ve muhabbetle,Gördü ki, uyur biri, ayakları kıblede.Onu bu vaziyette görünce Yusüf Nabi,Üzüldü, kederlendi, kırıldı ince kalbi.Onu uyandıracak yüksek bir sesle hemen,O anda, şu şiiri okudu düşünmeden:(Sakın terk-i edepten, kûy-ü mahbub-u Hüdadır bu.Nazargah-ı ilahidir, makam-ı Mustafa’dır bu.Müraatı edep’le, gr Nabi bu dergaha.Mutaf-ı kudsiyandır, busegah-ı enbiyadır bu.)Daha bir çok beytlerle, Peygamber-i zişanı,Methedip, uyandırdı o gafil uyuyanı.O kişi, bu şiiri işitince Nabi’den,Hatasını anlayıp, doğruluverdi hemen.Ve Nabi’ye sordu ki: (Ne zaman yazdın bunu?İkimizden başkaca, bunu duyan oldu mu?)Dedi: (Söylememiştim, bunu ben daha önce.İlk defa söylüyorum, sizi böyle görünce.)Bu cevabı duyunca, aldı rahat bir nefes.Dedi ki: (Aman Nabi, duymasın başka bir kes.)Yaklaşmıştı kafile o sabah Medine’ye.Vardılar ezan vakti, mescid-i Nebeviye.Velakin baktılar ki, mescid-i Nebeviden,Müezzinler bu şi’ri okurlar hepsi birden:(Sakın terki edepten kûy-ü mahbubu Hüda’dır bu,Nazargah-ı ilahidir, makam-ı Mustafa’dır bu.)Nabi ile o kişi, şaşıp hayretlerinden,Gelip süal edince müezzinin birinden,Dedi ki: (Resulullah bütün müezzinleri,Rüyada ikaz edip, verdiler ki şu emr... Devamı

25 10 2009

“Aşk’la ve Aşk’a… Besmelenin noktasıyla destûr…”Destûra hacet gerektirmez aşk. Bir volkanın selinde, yangın yerinde, oduna bel bağlamaz adı aşk. Semânın hazinesinde sevdadan zümrütler beklemez aşk. Yoksunluktur ve yoksunlukta rahmettir adı aşk. Rahmetin bozkırlarında bir karıncanın yuvasındadır saklı aşk. Saklı kalmış düşlere hamd etmektir sureti aşk. Suretin hülyasında, hülyaların duasında, duanın gıyâbında mâşuka secde etmektir adı aşk. Aşk bir bulut, aşk bir gölge, rahmetin gözlerine perdedir aşk. Suretiyle yakan, hicranıyla yandıran ve vuslatıyla eriten bir ummandır suda aşk.Âlemi yok etmektir aşk, yoklukta varlığı bulmaktır asıl aşk. Vahdetin içinde kesreti ararken, kesrette kendini görmektir adı aşk. Mâşuka kahır değil, hüsrâna sabretmektir hüsnü aşk. Zamanın çemberinde, dünyanın zemininde ve evrenin gözlerinde sırlıdır gerçek aşk. Aşk hüsrandır, hicrandır aşk. Yağmurdur rahmet kapılarından dökülen ve bir mahzenin en kuytu yerinde sırlanan şaraptır adı aşk. Bir kanunun telinde ve ney’in hüzünlü nağmesinde bir nefestir aşk. Aşk bir hazan, aşk bir hüzün, bir hazin kelimedir satırda aşk. Aşk sendedir ve aşk sendendir efendim. Bir gülüşünün âyinesidir aşk. Beşerin aklında değil, âşığın gönlünde yeşeren bir ilâhi filizdir aşk.... Devamı

10 09 2009

Hatırlatasın diyedir bu yakarış..Önce İbrahim’e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim. Tüm yakınları ve tüm gördükleri görmediklerini inkâr eder haldeydi. Ama Sen bırakmadın onu. Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü.. Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim’in göğüne. Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün. O duaydı İbrahim’i yıldızlara mahfuz eyleyen. O yıldızlardı İbrahim’e güneşi gösteren. Güneş ki İsmail’in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.Ey İsmail’i İbrahim’in aşkına kanıt eyleyen Rabbim. İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz. Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum. Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim. Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen ALLAH’ım!Yusuf’u gölge kıl güneşimize. Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun. Züleyha’nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver. Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel rüyaları karanlığa en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum. Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok Rabbim. Bize Yusuf’un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.Yakup eyle bize geceyi Rabbim. Sabrın ve inancın kesiştiği iz düşümde bize teslimiyetin esrarını ver. Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et. Kalbimize nisyan ile gömdüğüm&... Devamı

10 09 2009

Peygamber efendimiz, biz müslümanların nasıl dua etmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu dualardan bazıları. (Ya Rabbi, Sana ve Resulüne itaat etmemizi ve bildirdiklerinle amel etmemizi nasip eyle!) (Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmayan ibadetten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.) (Ya Rabbi, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden de koru!) (Ya Rabbi, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahiret azabından bizi koru!) (Ya Rabbi, bizi sabreden ve şükredenlerden eyle!) (Ya Rabbi, bizi dostlarına dost, düşmanlarına düşman olanlardan eyle!) (Ya Rabbi, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan sana sığınırım!)(Ya Rabbi, işinde sebat eden, nimetine şükreden, ibadetini güzel yapan ve doğru konuşanlardan eyle!)(Bedenime, kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik ve kabir azabından sana sığınırım.)(Ya Rabbi, kusurlarımızı ört, korkulardan emin kıl ve borçlarımızı ödememizi nasip et!)(Ya Rabbi, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak ver! Kaza ve kaderine rıza gösterenlerden eyle!) (Ya Rabbi, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım.) (Ya Rabbi, ölünceye kadar ibadet etmemizi, ömrümüzün hayırlı amellerle sona ermesini nasip et ve Cennetini ihsan eyle!)(Ya Rabbi, zulmetmekten, zulme uğramaktan sana sığınırım.) (Bize dünya ve ahirette iyilik, güzellik ver ve Cehennem azabından bizi koru!) ... Devamı

10 09 2009

Dedim: Çok yalnızım. Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186 Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim. Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205 Dedim: Buda senin yardımını ister Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22 Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim. Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, ... Devamı

08 09 2009

Ebù Hureyre Radı’yallahu Anh naklediyor: “Rasùlullah Salla’llahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: -Allah’ın yüzden bir eksik, 99 ismi vardır. Her kim bunları ihsâ ederse Cennet’e girer... ALLAH1-"Hüvallahü'l-lezi La ilahe illa Hu" "Allah"O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah'tır.2-"er-Rahman":Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden(dünyada)3-"el-Melik":Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan.4-"er-Rahim":Bağışlayıcı,sevdiklerine ve müminlere merhamet eden (ahirette).5-"el-Kuddüs":Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.6-"es-Selam":Her çeşit afet ve kaderlerden emin olan.7-"el-Mü'min":Kullarına emniyet veren. Kendinin ve peygamberlerinin doğruluğunuortaya koyan,kullarına yaptığı vadinde sadık.8-"el-Müheymin":Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden,her şeyi gözetip koruyan.9-"el-Aziz":İzzet sahibi,mağlup edilmesi imkansız olan,her şeye galip olan.10-"el-Cabbar":Azamet ve kudret sahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.11-"el-Mütekebbir":Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.12-"el-Halik":Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden,yaratan,yoktan var edenbüyüklükte eşi olmayan.13-"el-Bari":Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.14-"el-Muvassir":Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyet veren.15-"el-Gaffar":Kullarının günahını örten,mağfireti çok, günahları bağışlayıcı.16-"el-Kahhar":Her şeye,her istedigini yapacak surette,galip ve hakim.17-"el-Vahhab":Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.18-"er-Rezzak":Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.19-"el-Fettah":Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran,darlıktan kurtaran.20-"el-Alim":Her ş... Devamı

08 09 2009

   VİRD NEDİR Vird, günlük vazife demektir. Her gün belli miktar yapılan zikre de vird denir. Bu zikir belli miktar Kur’an okumak, salavat getirmek ve tövbe- istiğfar etmek de olabilir. Vird kalp için günlük ilaç hükmündedir. Kalbin gafletten uyanması ve şifa bulması için her gün bu ilacın alınması gerekmektedir. Vird, beş vakit namaz gibi müslümanın hayatına girmelidir. Büyükler ‘virdi olmayanın varidi olmaz’ (Eşref Ali Tanevi, Hadislerle Tasavvuf, 88) demişlerdir. Varid, manevi feyiz ve ilahi hediyeler demektir. Vird, hak yolcusunun ana sermayesidir. Vird Allah dostlarının sırrı kabul edilmiştir. O sırra ve Allah dostluğuna ulaşmanın yolu virddir. Gafletle de olsa vird çekilmelidir. Gafletle çekilen zikir, hiç çekmeyip terk etmekten daha hayırlı ve kazançlıdır. Çünkü insan farkında olmasa da vücudu o anda Allah’ın zikri ile meşgul olur. Vird dersi yirmi dört saat içinde yapılabilir, ancak zikrin en faziletli vakti sabah ve akşam vakitleridir. Vird dersi için mekruh bir vakit yoktur. Ancak virdle meşguliyet, farz ibadetleri geciktirmemelidir. Bütün zamanlar zikir için yaratılmıştır. Allahu Teala’yı sevenler O’nu çok zikrederler. Yüce Rabbimiz: “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin” (Enfal, 45; Ahzab, 41; Cuma, 10) gibi benzer ayetlerle müminlerden devamlı zikir istiyor. Bu zikirlerin sabah-akşam her vakte yayılmasını emrediyor. Kendisini çokça zikreden erkeklere ve kadınlara mağfiret ve büyük bir mükafat hazırladığını müjdeliyor. (Ahzap, 35)İslam alimleri Allah’ı çokça zikreden kimselerden olmak için önce beş vakit namazın hakkıyla kılınması gerektiğini söylemişledir. B... Devamı