10 08 2011

Gül

  Cennet kapıları açılıp, “Gir ya Muhammetd denildiğinde giremem ben, ta ki ümmetim gelmezse, ümmetim yanımda olmazsa, dediğin ümmetiniz … Bütün insanların birbirinden kaçıştığı o günde, kızım Fatıma ,Oğlum İbrahim Sana feda olsun. İlla ümmeti, illa ümmeti dediğin o biçare ümmetiniz…   Seviyoruz Seni Sevgili! Hicret eder gibi seviyoruz biz Seni. Sümeyyeler gibi sevemesek de, Bilaller gibi göğsümüzde taşlar yeşertemesek de seviyoruz Seni Sevgili. Uhud’da Sana ok isabet etmesin diye önünde duvar olan sahaben gibi olamasak da, Seni onlar gibi sevemesek de aynı sevdayla Seni sevdik; aynı sevdayla güllere Senin kokunu verdiği için hayran olduk; aynı sevdayla güllere bakınca kendimizden geçtik.. Hep aynı sevdayla yaşadık Sevgili, Seni göremesek de Gül Efendim, Seni görme umuduyla yaşadık… Hep içimizdeydin Sen Sevgili. Hiç çıkmadın ki…   Bu sevda hiç yüreklerimizden çıkmadı. Onun içindir ki, güle Senin kokun verildiği için aşık olduk.   Bir yakaze halinde gördüğüm gözlerin, Uyanmada kaybetmeten korktuğum rüyam, Ve sen Rüyalarımdaki çiçek, Koklamaya kıyamadığım kadar güzel, Hatta en güzel……… Gül……………   Cemre düşer kalbimi, Kainat anlamına kavuşur, Bakarsın, Görürsün o zaman seni, Bir Anne bağrında yatan bebek saflığındada ileri, En masumane, Sen hayatın temiz yönü gibi, Yüceliğin yüreklerde şiir, Dillerde türkü…………   Seni anlatmak, Seni anlatmak kadar zor işte………. Ve sen çok uzaklarda bir ye... Devamı

10 08 2011

Tufan yeri bu yürek…

  Uyanmak nedametinden nefsin… Çıkarmak tene değen lekeyi… İki damla gözyaşı senin için akıtılmışsa neleri temizlemez ki? Muzır hesaplaşmaların bayağı sulara gömülmesi ve halisane bir tövbenin değmesi lisanımıza… Ve kurtulmak avunmalardan, avutmalardan çoğu zaman. Yenildiğimizi sandığımız zamanlarda aşklardan, senin yanına yürümek cesurca. Ruhumuzda yaylım ateşi, kilit vurulmuş yüzler etrafımızda. Sesinin geldiği yöne doğru koşmak yeniden…           Hatırlamak seni incitenleri. Ve onları hâlâ sevmediğimizi… Topraksız kalışını gülistanımızın… Bülbüllerin gamını… Bu topraklarda gül yetiştirmenin artık zor olduğunu… Rengi neden sana benzemez ki şimdi güllerin? Neden Yusuf gülümsemez ki, Züleyha’ya? Ahengini kim bozar bu eşref saatinin? Çözmek zamanın esrarını… Sabretmek Eyyub gibi… Neden paylaşılmaz ki sabrın lokması şimdilerde? Beklemeye üşenen sabahlarımız var bizim. Gecelerimizi hastalık hastası eden yalnızlığımız var. Kim dağıtır bu sabırsız uykuyu senden başka? Esrarını Hud Suresi’nin kim anlatır bize? Seni neden kocattığını? “Ey arz yut suyunu ve ey sema açıl.” Şimdi tufan sonrası… Tufan yeri bu yürek… Nuh peygamberin duası bu yüreğe derman. “Bilmediğimi istemekten sana sığınırım. Sen bana mağfiretini reva görmez, rahmetini vermezsen ben hüsrana düşenlerden olurum.” Ve sen Efendim, senin sözün gönlümüze ferman. “Allah’a ibadet ve tevekkül edin.” Uzanmak fezasına tesellilerin… Nurunu dağıtmak süveydalara… Seninle olmak Dar’ül İman’da. Kubbe-i İslam’da… Meclisinde azade olmak tamah... Devamı

10 08 2011

Yüzümüz Kızaracak

  Ya Rasulullah sen bir gün yine Ebu Cehile uğramıştın. Bıkmadan usanmadan tekrar ettiğin tebliğini bir kez daha tekrarlamıştın. Ebu Cehil sana “Ya Muhammed Eğer senin bu ısrarın inandığın Rabbin huzurunda mesuliyetten kurtulmak içinse ben sana şehadet edeceğim.Sen üzerine düşen görevi yaptın” diyordu. Sen mahzun ve mükedder giderken Ali soruyordu “Ya Ebu Cehil gerçekten Muhammed’e SAV inanmıyor musun? Bu soruya Ebu Cehil gibi münkir “Evet biliyorum ki o bir peygamberdir.Ama niçin O diyordu?” Bugün seni hiç tanımayan isminin anılmasına dahi tahammül edemeyenler var. Sen insanlık aleminin yıldızı iken, sen kainatın yaratılış sebebi iken.sana ebu cehil kadar dahi insaflı davranmayanlar var. Var zira biz o kapıları hiç zorlamadık. Ya bir kere gittik kovulduk, ikinciye gitmedik ya da hiç gitmedik. Öyle iken bu işler olmuyor diye şikayet ediyoruz Ya Rasulallah.  Senin Ebu Cehil’in arkasından konuştuğunu ne gören oldu ne duyan. Senin iman etmiyor diye birini zemmettiğin vaki değilken ümmetin ne kadar da rahat konuşuyor Ya Rasulallah. İstediğine kafir deyip bin bir türlü hakaret yağdırıyor. İstediğinin de“yüzüne tükürmek gerektir” diyor ve tükürüyor. Bu yol senin yoluna pek benzemiyor. Senin yolun değilse ümmetin kimin yolunda gidiyor Ya Rasulallah… *** İman etmek için Ömer ne güzel bir örnekti… Bir gün yanında gelmiş ve sana hitaben “Şuan nefsimden sonra en sevimli seni buluyorum” demişti. Sense elini elinden tutmuş, “olmadı, olmadı Ya Ömer beni nefsinden çok sevmedikçe tam iman etmiş olmazsın” demiştin.  Daha sonra Ömer “şuan seni nefsimden daha... Devamı

10 08 2011

Dillerimizi salatınla aç Ya Resulallah

      Allah’in selami rahmeti magfireti inayeti Efendimiz (s.a.v)in aşki muhabbeti, gül kokusu üzerinizden eksik olmasin insaAllah Ya Rab Resulunu anisimizdan haberdar et ona yüzlerce selat güllerce selam olsun… Nur yüzlüm Gül kokulum canım Efendim Sensiz hayat ne zor, sensiz hayat ne çekilmez Seni çok seviyoruz Efendim Seni bir ben değil bütün kainat seviyor Efendim Gül yüzlü rüyalarım sensiz çok sessiz, günlerim sensiz çok sıkıcı Özledik seni Nur Yüzlüm Özledik Seni gül kokulum Bugün Senin o güzel adın anılıyor Biliyormusun Efendim ne zaman canlı bir gül görsem hep Sen gelirsin aklıma Senin o gül kokulu terin gelir aklıma O güllere bakınca gözlerim nemlenir Akar toprağa gözyaşlarım Korkuyorum gül kokulum, korkuyorum sana iyi bir ümmet olamamaktan korkuyorum Efendim ne olur gel, gel rüyama gir Benimle konuş, benimle muhabbet et Senin o güzel, o tatlı sesini ben de duyayım Senin o nur yüzünü bende göreyim Efendim , Sen Muhammed’sin, sen Mustafa’ların en hası Mahmut’ların en kıymetlisisin Sen en önemlisi bizim Peygamberimizsin Ne olur bize darılma Efendim Seni seviyoruz Efendim Sana yazdığım duygularımı bu mektupta açıklamaya çalıştım Kabul eder misin ya Rasulallah ! Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız günü bekliyoruz Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle; Allah bizi peygamberimizi unutanlardan eylemesin inşallahAmin Allah kalplerimizi nuruyla doldursun Amin Allah kalplerimizi peygamber sevgisiyle doldursun inşallahAmin Gözlerimiz nurunla aydınlansın Ya Resulallah Di... Devamı

10 08 2011

Bir Miniğin Ramazan Günlüğü :)

  Ramazan 1 Bu gün evde bir acaiplik var. Herkes sessizce işine okuluna gidiyor. Annem ‘Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım’ dedi. Kimse yemek yemiyor, su içmiyor. Ablam bile! Ramazan 5 Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. İzledim hepsini. Akşama doğru hepsi sessizleşiyor. Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar. Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki. Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni. Ama gülmeye cesaretim yok. Ramazan 9 ‘Niye böyle yapıyorlar?’ Ablama sordum, ‘Büyüyünce anlarsın..’ dedi. Zaten başka ne der ki… Anneme sordum, Ramazan dedi. Babama sordum, Oruç dedi. Ramazan 11 Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek. Arkadaşım Fatıma’ya sordum. Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş. Ramazan 14 Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum. Uyandım. Babama haber vermeye koştum, yatağında yok! Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum. O da yok! Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!’ dedim. Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını. Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta. Bizimkiler yemek yiyorlar! Vay uyanıklar. Gündüz Oruç ile Ramazan’dan korkup gece yiyorlar. Birde üstüme gülüyorlar… Korkaklar. Ramazan 17 Önceleri, Oruç ile Ramazan’ı bulup şikayet etmeyi düşündüm. Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar. O zaman devam. Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca. Ramazan 19 Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor. Oturup birlikte Kur’an okuyorlar. Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşm... Devamı

10 08 2011

ZEKAT

ZEKAT Kelime anlamiyla zekat; temizlik, artmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak manasina gelir. Dini anlamiyla ise; nisap miktari zenginlige sahip olan Müslümanin Allah’in hakki olanlara verilmesini emrettigi belli miktarda mali vermesidir.Veren kimseyi cimrilik kirlerinden ve günahlardan temizledigi ve malinda berekete vesile oldugu için, kelime manasi ile dini manasi arasinda bir bag vardir. Örfde, mecburi olmayan küçük bagislar için kullanilan sadaka kelimesi de, Kur’an’da ve hadiste zekat manasinda kullanilmistir. Zekatin Hükmü Zekat, hicretin ikinci yilinda, Ramazan orucundan sonra farz kilindi, Islam’in bes sartindan birisidir.Kur’an-i Kerim’de zekati emreden pekçok ayet vardir.Bunlardan birisi: “Iman edip iyi isler yapan, namaz kilan ve zekât verenler var ya, onlarin mükâfatlari Rableri katindadir. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” mealindeki Bakara Suresi, 277. ayetidir. Bu ayette beraber zikredilen namaz ve zekat kelimeleri Kur’an-i Kerim’de ayni ifade ile birçok yerde daha tekrarlanmistir. Bu ayetlerden bir kismi sirasiyla: Bakara Suresi 177. ve 271.,Enam Suresi 141., Tevbe Suresi 11. ve 60., Enbiya Suresi 73., Nur 37., Beyyine Suresi 5. Ayetleridir. Iki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.v)’in de bu konudaki hadislerinden birkaç örnek verelim: “Islam, bes esas üzerine kurulmustur:Allah(c.c)’ dan baska ilah olmadigina ve Muhammed (s.a.v)’in Allah’in peygamberi olduguna sehadet etmek, namaz kilmak,zekat vermek,Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir” (Tirmizi Iman-3; Buhari Iman-1;Müslim Iman-21) “Mallarinizi zekat ile koruyunuz.Hastaliklarinizi sadaka ile iyilestiriniz, bela dalgalarini dua ve niyaz ile karsilayiniz” (Büyük Islam Ilmi... Devamı

07 03 2011

Ezelde âşık olmuşum sadece bir isme…

Hiç yüzünü görmeden âşık oldunuz mu birine?  Ezelde âşık olmuşum sadece bir isme…  ” Bu nasıl iştir ?! ” demeyin…  Ben de bilmiyorum, ama oldu işte!  Her'an şaşılacak işler olmuyor mu yerde ve gökte?  Bir ismin peşinde koştum durdum yıllarca ümitsizce…  Acaba kimdir, bilir miyim, yüzünü görür müyüm? diye…  Ansızın karşılaşıverdim O’nunla zamanın bir yerinde…  Yer ve gökte ararken Öz’de buldum,  Sen’de ararken Ben’de buldum derler ya,  İşte öylesine…  Meğer ne de güzelmiş...  Ey benim nazlı yarim, sevda çiçeğim, aşk bahçem…  Ne yana dönsem, sadece Sen ! Yalnız Sen !  Mecnûnum, aşkından olmuşum bir divâne  Bir varmış, Bir yokmuş, evvel zaman içinde, zaman hayal içinde  Hani o vakitler çağırmıştın beni, gönülden sessiz ve gizlice  ” Çiçeği dalından kim kopardı, seni BEN’den kim ayırdı ?  Ben Gül’üm, sen bülbül, dön gel yine BEN’im ol ! ” diye…  Gelmez miyim Yâr, Belî ! elbette ! elbette !  İşte o gün bir yemin ettim ilâhi aşkımız üstüne…  Sözleştik O Arşın altında BİR’leşmek üzere…  Vakit o vakit, bugün neş’e var, aşk var evimizde...  Düğün dernek kuruldu Gül bahçemizde…  Melekler koşuşuyor bir telaş, pür telaş içinde  Bir o yana, bir bu yana, hepsi de delicesine…  En güzel ilâhiler söylenirken o yüksek bur... Devamı

07 03 2011

NEY’im Ben?

NEY’im Ben?  Nerdeyim şimdi, kimim ben? Ney’im? Bağrım delik deşik edilmiş...  Aşkla yanar,ayrılık şarkısı bestelerim.Her delikten farklı inler yüreğim.  Ben Ney’im...Aşkın ve ayrılığın sesiyim.  Sonu gelmez aşklara ağıtlar yakarım.Yakarım ve yanarım.Ama hep ağlarım.  Sesimi sevgiliye duyuracak nefesler ararım.Aşıkın halinden bir ben anlarım.  Meyan-ı aşikanda aşıkların nefesiyle yaşarım.  Yüreklerde bir soluğum, ağlarım ve ağlatırım.Yaşarmazsa gözler ıslanır mı yürek?..  Aşk filizlenir mi? Aşksızlıktan çöle dönmüş ruhlara gözyaşı serpmek gerek.  Ağlamak ruhun gusletmesi. Sahte sevgilerle kirlenen yüreğin temizlenmesi.  Ayrılığa sitemimdir gözyaşlarım, şahididir aşkımın...  Ben ney’im? Delik deşik şimdi yüreğim. Ey sevgili tüm şarkılarımı sana söylerim.  Duymazsın beni, vuslat uzaktır bize, bilirim. Hep yaşlıdır gözlerim, yanan yüreğimle hep seni özlerim. Sesimi sana duyuracak yaralı bir gönül beklerim.  O anlattıkça derdini, ben inlerim. Herkesle konuşmam, herkes anlamaz beni. Her yürek taşıyamaz bu ateşi. Her göz yağmurları çağırmaz. Her gönül aşk denizine dalamaz. Su ateşi söndürür. Marifet suyla ateşi birlikte taşıyabilmektir. Akıl erdiremez buna her ruh. Aklı erenlere ise mecnun mu denir?  Sıcak ellerine tutundum bir aşığın. Önce bastı bağrına, sonra götürdü dudaklarına.. Nefesiyle titretti yüreğimi.. Parmaklarıyla deşti yaramı, kanattı. Şimdi aşkımı anlatma zamanı. Ben başlayınca konuşmaya, susacak tüm dünya.  "Ya huuu!"  Susun şimdi ney’i dinleme zamanı. Feryadımla coştu neyzen. Aşkla dönermiş dünya, döner semazen. Haykırışlarımı duyan her kalp kanadı. her... Devamı

07 03 2011

Bir kadını ağlatmak

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye  ağlayabilir; bir filme bir şarkıya bir yazıya... En az erkekler kadar  yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten  ağlıyorsa ağlatan  onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak  ki ağ...latan gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!  Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz  nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır  kadının sonra. Ağlamayacağım der içinden. Ama engel olamaz işte.  Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne  kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce  birkaç damla sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!  Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu  ağlatan orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını kapansa  bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz  ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla daha çok kadın yapar kadınları.  Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan ağlama  niye ağlıyorsun ki değmez onun için derler.  Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar  ağlamazlarsa ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!  Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar o irini temizlerler  yaralarındaki!  Çünkü bilirler o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.  Dönüşmemesi lazımdır oysa. O y&u... Devamı

07 03 2011

sema&ney

Sema göklere merdiven dayamaktır  Sema sevgilide fani olma gayretidir. Sevgiliye olan naz ve niyazdır. Pervanenin ateşe uçmak için sıçramasıdır. Ney ise âşıkı sarhoş eden bir iksirdir. Bir aşk masa-lıdır sema, ney kendi dilinde bu masalı anlatır.  Sema aslından uzak düşen bir canın kıvranışını, çırpınışını ifade eder. Semazene, aynı dertten muztarip olan ney eşlik eder. Ney ve semazen birbirlerini en iyi anlayan iki dostturlar. Semazenin yüreğini oyan aşk ateşiyle neyin içini oyan aynı ateştir. Ayrılığı en çok onlar yaşamıştır. Ney kamışlıktan, asli vatanından ayrılmış can da mutlak varlıktan ayrı düşmüştür. Ve o ayrılan mekâna doğru çeken İlahî bir tılsım vardır.  Aşıkların senfonisi  Ney bir aşk senfonisidir. Öyle bir aşkın senfonisidir ki: "Eritir, harap eder, helak eder, çıldırtır."  Sema âşıkların gıdasıdır. "Semada sevgiliyle buluşma hali vardır." diyen Mevlana "Hal ehlinin gönüllerini sevgi arıtır." demektedir. Semaya giren dünyadan çıkar. Aşkın kollarını boynuna dolaması sonucu semazen sema ederek aşkı kucaklar ve bağrına basar.  Sema sevgilide fani olma gayretidir. Sevgiliye olan naz ve niyazdır. Pervanenin ateşe uçmak için sıçramasıdır.  Mevlana'ya göre neyin çıkardığı sesler İlahî aşkın ateşleridir. İçine üfürülen maddi soluk değildir. Bir kimsede bu ateş olmazsa o yok olsun daha iyidir. Ney çevreye aşk ateşleri saçmaktadır.  Sema mana alemine uçuş  Ney mürşid-i kamildir. Kuşlara uçmayı öğreten bir üstaddır. Neyin sesi kişinin Rabb'isiyle arasında olan perdeleri yırtar kulun aşık olduğu Allah'ı seyretmesini temin eder.  Ney yerinden ayrı düşmüş olan herkesin dert ... Devamı

07 03 2011

.....................

Adamın bir her zaman yaptığı gibi saç sakal tıraşı olmak için berbere getti.Onunla ilgilenen berberle  güzel bir sohbete başladılar.Değişik konular üzerine konuştular.Birden ALLAH ile ilgili konu açıldı....  Berber: Bak adamım ben senin söylediğin gibi ALLAH'ın varlığına  inanmıyorum...  Adam: Peki neden böyle diyorsun?  Berber:Bunu açıklamak çok kolay.Bunu görmen için dışarıya  çıkmalısın..Lütfen bana söylermisin..Eğer ALLAH olsaydı bu kadar sıkıntılıinsan bu kadar perişlan  insan aç sefil kişiler,Terkedilmiş çocuklar zulme uğramış insanlar,vs.her türlü olumsuzlakları  saymış..ALLAH olsaydı bütün bunların olacağını sanmıyorum.Adam bir an durdu ve düşündü ama  gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için bişey demedi.Berber işini bitirdikten sonra adam  dışarıya çıktı.Tam o esnada caddenin karşısında bir adam gördü adamın saçı sakalı uzamış birbirine  karışmış.Belliki adam tıraş olmayalı epey zaman geçmişdi.Adam berberin dükkanına geri döndü.  Adam:Biliyormusun dedi berbere bence berber deyi bişey yok..  Berber: Bu nasıl olabilirki ben burdayım ve berberim..  Adam:Hayır yok çünkü eğer berber olsaydı caddede yürüyen saçı sakalı  uzamış adamlar olmazdı dedi.  Berber: Hııııımmm Berber var ama o insanlar bana gelmiyorlarsa ben ne  yapabilirimki dedi.  Adam:Kesinlikle doğru!İşte püf noktası bu, ALLAH var ama bu ona gitmeyen  insanların tercihi..İşte dünyada bu kadar acı ve keder olmasının asıl nedeni bu...İnsanlar ALLAH'a  gitmiyor..ALLAH!ı hatırlamıyor ondandır.. ... Devamı

07 03 2011

MONA ROSA ŞİİR'NİN HİKAYESİ

MONA ROSA (Aşada yazılı olanlar kurgu değil gerçektir)  Belki de mahşeri kalabalığa okunan bu şiirin hangi hislerle yazıldığını tahmin bile edemezsiniz? Bilinen gerçekleri arda, arda sıralamak sizleri aydınlatabilir. Dilenirse şairimiz hakkında kısaca bilgi vererek konuya girmek istiyorum.  Şöyle ki; şiirimizin yazarı Sezai Karakoç ilk, ortaokulu ve liseyi Diyarbakır, Gaziantep, K.Maraş’ta tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal bilimler fakültesini kazanır. Ve gider, gider ama başına geleceklerden veya başına getireceği olaylardan habersizdir.  Neden sonra başlar okula dersler devam ederken şairimim gönlünü kaptırır bir muhacir kızına ve işte bütün mesele başlar, başlar ki ne başlar. Sonu olmayan bir başlangıçtır. Kısa bir süreden sonra dayanamaz ve kendini o kıza açmaya karar verir. Uzun bir tasavvurdan sonra İstediği gibi yapar ve gönlünde biriktirdiği aşkı artık kaldıramaz olmuştur.teklifine ret cevabı alma riski yüksek olduğu halde bırakır kendini uçsuz bir ummana.istediği cevabı alamamıştır,bu samimi Anadolu çocuğu kırılmıştır işte o an. Lakin bu kırgınlık uzun sürmez (çünkü uzunu daha başlamamıştır.) azimle tekrar deneyecektir.lakin istediği gibi hiç olmayacaktır.Ve bu hep böyle sürer gider. Ta ki gelir ,gelir ve bir yerde tıkanır işte bu tıkandığı yer 4. sınıf olur.ama o samimi delikanlı hiç pes etmemiştir.tam dört yıl hep istemiştir onu ,kendinden. Ama istediği hiç olmamıştır.belkide bir gün olacaktır.! Artık okul bitmek üzeredir.tam dört yıl geçmiştir .Geçmiştir ,ya delmişte geçmiştir kimi sineleri.  Mezuniyet merasimi düzenlenmektedir Ankara üniversitesinde öğrenciler 4 yılın yorgunluğunu ,bitirmenin sevinciyle bu merasimde birleştirecektir.lakin birleştiremeyenlerde vardır o mahşeri kalabalıkt... Devamı

07 03 2011

AŞK

Hay gibi üç harftir aşk. Haydır aşıkların sözleri. Elestten beri aşk vardır alemde kalu bela derken başlamıştır aşık ve maşuk sevdası. Kimi aldandı, kiminin aklından hiç çıkmadı, kimi de unuttu kalu belayı.  Sen bize unutturmadığın için binlerce şükür olsun. Hamdimiz, aşkımız, gönlümüz Seninledir, Seninle mutmain olur k...alplerimiz.  Neyden çıkan sestir aşk. Ali'nin derdidir. Miracı anlatır her ses. Her Huda, her Hayda duyarız o sesi. Duyduğundan beri yakmıştır kamışın vücudunu aşk, inceltmiştir, sarartmıştır rengini.  Nefsin yedi mertebesini aşmayı anlattırmıştır. Çileyle dolmuştur tüm bedeni, hu der o günden bugüne, hularla coşar, hularla aşık eder aşıkları aşkla doludur bedeni, ah eder Sen gittin gideli.  Duyanları doldurur aşkıyla, birdir şekli, eliftir şekli, Allahı anlatır her sözü, zikirle doludur içi, tek başına olduğundan doldurur zikirle içini, yeter ki biri üflesin, halini sorsun, döker dertlerini. Derdini anlayan ise dertli aşıklar olur. Aşık kamışın, aşk kokan nameleri dökülür nefesinden.  Ayrılıklarından bahseder, öz vatanından ayrı düşmüş tek kalmıştır. Cevherini de tek kalınca ortaya çıkarır, çünkü vuslat aşkı onu divane etmiştir , susamaz artık hayları hulara hıçkırıklara döner yanık yanık, dertli dertli öter. Boşaltmıştır içini tüm kötülüklerden, tüm sevgisizliklerden, günahlardan. Aşkıyla hem-hal olmuştur görmez kimseyi gözleri.  İnler,inledikçe inletir cümle aşıkları. Kulakları doldurur boş bedeniyle, öyle bir doldurur ki Halikımızın tecellileri görülmeye başlar.  Seni anlatır her yerde onu ancak anlayan anlar, benliğini aşanlar anlar,besmeleyle başlar, salavatlarla devam eder, zikirler coşar, seni ... Devamı

07 03 2011

SU KASİDESİ-FUZULİ

1-Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlara su  Kim bu denlü duduşan odlara kılmaz çare su  2- Ab gûndur gûnbed-i devvâr rengi bilmezem  Ya muhit olmuş gözümden gûnbed-i devvâre su  3- Zevk-i tiğinden aceb yoh olsa gönlüm çak çak  Kim mürûr ile bırağur rahneler divâre su  4- Vehm ilen söyler dil-i necrûh peykânın sözün  İhtiyât ile içer her kimde olsa yare su  5- Suya versun bâğban gülzârı zahmet çekmesün  Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzare su  6- Ârızın yâdıyle nemnâk olsa müjgânım nola  Zâyi olmaz gül temannâsıyle vermek hâre su  7- Gam günü etme dilî bîmârdan tîğin dirîğ  Hayrdır vermek karangu gicede bîmâre su  8- İste peykânın gönül hicrinde şevkin sâkin et  Susuzam bir kez bu sahrâda benümçün are su  9- Men lebin muştâkıyam zühhâd kevser tâlibi  Nitekim meste mey içmek hoş gelûr hüşyâre su  10- Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr  Âşık olmuş gâlibâ ol serv-i hoş reftâre su  11- Su yolun toprağ olup ol kûydan dutsam gerek  Çün rakîbimdir dahi ol kûya koymam vare su  12- Dest bûsi ârzusuyle ölürsem dostlar  Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su  13- Sevr ser-keşlik kılur kumrî niyâzından meğer  Dâmenin duta ayağına düşe yalvere su  14- İçmek ister bülbülün kanın meğer bir reng ile... Devamı

07 03 2011

~~~~~~~~~~~~~~

Ne zaman güllere baksam, ötelere kanatlanmak geçer içimden. Her gül sanki bir durak gibidir öteler yolculuğunda. Bir bir o güllere basan ruhumun ayakları, gül yaprağından daha narin, kelebek kanadından daha zayıf olarak tırmanır mânâ merdiveninden. Evet her gül, ayrı bir ismin tecellisi gibi gelir bana. Bir gül Cemil ismini tebessüm ettirir, bir başka gül Hannan ismini. Bir gül Mennan ismini akis akis yayar çevreye. Bir başkası, Deyyan isminden yansıyan şûle gibi tebessüm eder dalların arasından. Dikenler Celâl, Kahhâr ismini yansıtır. Sarmaşık güllerine bakınca, ben bir uzun yolculuğu hayal ederim. Basamak basamak çıkılan ve sonsuzluğa uzayan ebedî yolculuğu... Bir çubuğa bağlanmış bu güller, içimizdeki duyguları ne güzel yansıtır. Onların ebet iklimine kanatlanma arzusunu nasıl da dışa vurur.Sarmaşık, karışık ömür yolcuğunu ve onun girift hallerini ve bazen çözülmez zannedilen bilmeceye benzer zorluklarını hatırlatır bizlere. Onda açan güller ise, "Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır." âyetini fısıldıyormuşçasına, bizlere yer yer tebesessüm ederek çözümleri söyler, kolaylıkları takdim eder, acıların sonunun ferahlama zirveleri olduğunu hatırlatır.  Yıldızları, samanyollarını düşünürüm ben bu gülleri görünce... Öbek öbek yeşil yapraklar arasında, firuze dallar içinde tebessüm eden yıldızlar gibi gül tomurcuklarını seyrederken..  Sarmaşık gülleri, içimizdeki duyguları da dışa vurdurur bir anda. Karmakarışık duygularımızın, çözülmez zannedilen en girift hislerimizin bir anda şifreleri bulunur ve ruh fidanımız tomurcuk vermeye başlar. Hüzün, çanak yaprak gibi sarmıştır tomurcuğun tac yaprağını; ama o, ya... Devamı

07 03 2011

~~~~~~~~~~~~~~

Ne zaman güllere baksam, ötelere kanatlanmak geçer içimden. Her gül sanki bir durak gibidir öteler yolculuğunda. Bir bir o güllere basan ruhumun ayakları, gül yaprağından daha narin, kelebek kanadından daha zayıf olarak tırmanır mânâ merdiveninden. Evet her gül, ayrı bir ismin tecellisi gibi gelir bana. Bir gül Cemil ismini tebessüm ettirir, bir başka gül Hannan ismini. Bir gül Mennan ismini akis akis yayar çevreye. Bir başkası, Deyyan isminden yansıyan şûle gibi tebessüm eder dalların arasından. Dikenler Celâl, Kahhâr ismini yansıtır. Sarmaşık güllerine bakınca, ben bir uzun yolculuğu hayal ederim. Basamak basamak çıkılan ve sonsuzluğa uzayan ebedî yolculuğu... Bir çubuğa bağlanmış bu güller, içimizdeki duyguları ne güzel yansıtır. Onların ebet iklimine kanatlanma arzusunu nasıl da dışa vurur.Sarmaşık, karışık ömür yolcuğunu ve onun girift hallerini ve bazen çözülmez zannedilen bilmeceye benzer zorluklarını hatırlatır bizlere. Onda açan güller ise, "Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır." âyetini fısıldıyormuşçasına, bizlere yer yer tebesessüm ederek çözümleri söyler, kolaylıkları takdim eder, acıların sonunun ferahlama zirveleri olduğunu hatırlatır.  Yıldızları, samanyollarını düşünürüm ben bu gülleri görünce... Öbek öbek yeşil yapraklar arasında, firuze dallar içinde tebessüm eden yıldızlar gibi gül tomurcuklarını seyrederken..  Sarmaşık gülleri, içimizdeki duyguları da dışa vurdurur bir anda. Karmakarışık duygularımızın, çözülmez zannedilen en girift hislerimizin bir anda şifreleri bulunur ve ruh fidanımız tomurcuk vermeye başlar. Hüzün, çanak yaprak gibi sarmıştır tomurcuğun tac yaprağını; ama o, ya... Devamı

07 03 2011

~~~~~~~~~~~~~~~~

Dedim: Çok yalnızım.  Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186  Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.  Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ  Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205  Dedim: Buda senin yardımını ister  Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ  ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?Nur-22  Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.  Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ  (Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim,esirgeyendir, sevendir.Hud90  Dedim:Çok günahkârım, bu kadar ...günahla ben ne yaparım?  Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ  ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi?Tevbe-104  Dedim:Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!  Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا  ALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer53  Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?  Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ  ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135  Dedim:Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?  Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَ... Devamı

07 03 2011

BU BELKİ SON GÜNÜNDÜR.

  Adam, telaşlı, öfkeli bir halde hanımına bağırıp, çağırıyordu. Babalarının sesini duyan iki çocuk ise yataklarından kalkıp salona gelmişti. Babalarının öfkesini görünce, korkmuş, sinmiş halde birer koltukta sessizce oturup kalmıştı.Adam, çocuklara, hanımın üzüntüsüne aldırmadan söylenip duruyordu;-Söyledim değil mi, söyledim. Bu gün toplantı olduğunu, açık mavi gömleği ütülemeni söyledim. “Kahverengi gömlekle gidiversen ne olur!”muş. Bu gün sunum yapacağım, karamsar bir görüntü mü vereyim, dinleyenlerin içi kararsın, bu da projeye verecekleri oyu etkilesin! Bunu mu istiyorsun?-Tamam, bey, bitti işte.Adam açık mavi göleği hışımla aldı;-Bitti, tabi bitti ama ben geç kaldıktan sonra bitmiş neye yarar.Hanımı çocukların korkmuş yüzlerine baktıktan sonra, yine eşini sakinleştirmeye çabaladı;-Dün bundan da geç çıkmıştın, vakit var, yetişirsin.-Anlamıyor ki, anlamıyor ki. Bu gün sunumu ben yapacağım. Herkesten önce gitmeliyim ki, gelecek önemli konuklara ‘Hoş geldi’ demeliyim.Adam bir sürü söz daha söylenerek, bağırarak çıktı, arabasını çalıştırıp uzaklaştı. Hanımı, direksiyon başında da öfke saçan eşinin halinden endişelendi, “Bir kaza yapmasa bari…”Eşi uzaklaşınca, çocuklarının yanına gidip sarıldı, rahatlatmaya çalıştı.-Madem erkenden kalktınız, hemen size sultanlara layık bir kahvaltı hazırlayıp getireceğim.Mutfağa geçti, zihnindeki huzursuzluğu dağıtmak için hemen neşeli müzikler çalan bir radyoyu açtı. Ocağa haşlamak için yumurta koydu, cezvede süt ısıtmaya başladı. Masaya zeytin, peynir, reçel koymayı da ihmal etmedi. Biraz sonra çocuklarına seslendi -Kahvaltınız hazııır! Ço... Devamı

30 10 2010

Dinle ney’i

Durgun, kapalı bir öğleden sonra. Ne yazmak geliyor içimden ne okumak tek satır. Kendi durgunluğumdan korkarım her zaman, öylesine hazırlıksızım. Durgunluktan ziyade hareket, kıpırtısızlıktan ziyade kelimelerle aram iyi oldum olası, harfler ve kelimeler ve cümleler, hatta ve hatta şu bildiğimiz noktalama işaretleri, bedenlerini sallaya sallaya sihirli bir raksla salınır gözümde.  Severim onları, onlarla yaratabileceğim hikayeleri. Kelimelerin yanında azalır evhamlarım, sakinleşirim. Beni ürküten kelimeler değil, sessizlik. Som, kalın, kaskatı sessizlik. Bir tek onunla nasıl başa çıkacağımı bilemem. Susarak kavga eden insanlar vardır, tepkisini anlaşılması mümkün olmayan bir sessizlikle gösteren, en çok onlardan ürkerim. Kaosa aşinayım da kosmos bana tuhaf mı tuhaf gelen. Nizam ve huzur.. ikisine de yabancıyım.  Durgun, kapalı, sessiz bir öğleden sonra. Kararıyor içim kelimesiz kalmışçasına. Ama çok değil birazdan değişecek ruh halim. Değişecek aniden. Ney üflemeye geldi bir dost. “Dinle”, dedi “Neden şikayet etmekte...”  Ney beni büyülemiştir her zaman. Her müzik aleti, ister Batılı olsun ister Doğulu, bakana dinleyene, dokunana evvela işlevini, yani müziği çağrıştırır. Ney hariç. Neyde kestiremezsiniz baktığınız bir müzik aleti mi yoksa hâlâ nefes alıp veren bir can mı, daha yeni doğadan kopartılmış, bir dal sazlıktan yeni çıkmış ve sanki her an ona geri dönmeyi bekleyen. Müzikten ziyade “doğa” kokar ney ilk bakışta, buram buram tabiat. Konuştuğunda bile bir yanı suskundur neyin ve belki de bu yüzden, dinlerken içim gider, her an susacak gibi gelir, susuverecek. Nefes almaya bile ürkersin ney dinlerken, ürkütmemek için onu. Öylesine nazenin ve öylesine kudretli aynı zamanda. Ve hayret ... Devamı

30 10 2010

aşk-ı ney

Ney, sazlıkta biten alelade bir kamış değildir. Ney. âşığın elinde ateştir, gönüldür. Allah sırrıdır.  Derler ki. Peygamber Davut, bir gün bir sazlıktan geçiyormuş. Bu sırada hafif bir rüzgâr esmeye başlamış. Kamışlar başlamış ötmeye.. Ama ne ötüş! Hazreti Davud olduğu yerde çivilenmiş kalmış. Bu ses, ne ilâhî ses, ne içten terennüm.. Bir tanesini koparmış, dudaklarına götürmüş, başlamış üflemeye.. Bundan sonra Allah'a olan âşk ve muhabbetini bu kamışla dile getirmiş. Bu kamış O'nun elinde kamış olmaktan çıkar, âşk haline gelirmiş. Davud'un ilâhîleri ve pek meşhur davudî sesi, terennümleriyle yanık nefesi ve sesiyle, feryad eden bir âşk misali ney ile ilgili olsa gerek.  Yine söylenir ki. Hazredi Muhammed (S.A.V). Allah sırrını yalnız can yoldaşı Hz. Ali'ye söylemiş, kimseye ifşa etmemesini sıkı sıkıya tenbih etmişlerdi. Hz. Ali, bu ilâhî sırrı, bir süre içinde gizlemiş, fakat sırrın ateşine, ağırlığına dayanamamış, yüreği parça parça olmuş, çöllere düşmüştü. Bir gün, perişan sahrada dolaşırken, kör bir kuyuya rastlamış. içini yakan, kavuran ilâhî sırrı bu kuyuya boşaltmış, ferahlamıştı. Kısa bir süre sonra, kuyudan, âb-ı hayat gibi sular taşmış, vâha haline gelmiş, ağaçlar, kamışlar bitmişti. Ney bu sazlıkta biten bir kamıştı. Erbabının elinde bu kamış dile geliyor, ilâhi sırları ifşa ediyordu. İşte birçokların meyhane sazı haline getirdiği ney. böyle ilâhi bir sırrın davetçisi olarak tanınıyordu.  Alevden nefesi ile hıçkıran, yanık ve perişan ney.. İlâhî bir selsebil aşkla dolu gönül. Mevlâna'nın, "Benim sırrım, feryadımdan uzak değil; fakat gözde, kulakta o nu... Devamı